31 Mart 2016 Perşembe

Goosebumps - 2015

Goosebumps kelimedi Türkçede olarak "tüyleri diken diken olmuş deri" anlamına gelmektedir, ancak bizim dilimizde tam bir kelime karşılığı olmadığı için olsa gerek, filmin adı Türkçeye tercüme edilmemiş (bazı yayınlarda Canavarlar Firarda olarak geçmektedir). Goosebumps çok fazla korku ögesi içeriyor ama aynı zamanda komedi/macera unsurları da dahil edildiğinden izleyici dehşet derecede korkuttuğu da söylenemez. Film büyük şehirden küçük bir kasabaya taşınan Zach Cooper'ın sıkıcı bir hayat yaşayacağını düşünmesiyle başlıyor. Evlerinin yanında bulunan diğer evde yaşayan güzel kız Hannah ile tanışınca belki de hayatının o kadar kötü geçmeyeceğine karar veren Zach, bir tesadüf eseri Hannah'ın babasının ünlü korku serisi Goosebumps'ın yazarı R. L. Stine olduğunu öğrenir. R. L. Stine ile yıldızı hiç barışmayan Zach, Hannah ile gizli görüşmeye devam eder ve bu sırada Stine'lerin evinde tuhaf şeyler yaşandığından şüphelenir. Bir süre sonra Stine'in kitaplarının korkunç sırrını öğrenen Zach bir de bunun üstüne kazara olmadık şeylere yol açınca kasabada hareketli bir gece başlar. Macera ve korku dolu bu gecede Zach, Hannah ve Stine kasabayı bu kabustan kurtarmak için harekete geçerler.
 
Filmin yönetmeni, "Köpekbalığı Hikayesi", "Gulliver'in Gezileri", "Canavarlar Yaratıklara Karşı" gibi animasyon filmlerin de yönetmenliğini yapmış olan Rob Letterman, oyuncuları ise Jack Black, Dylan Minnette, Odeya Rush ve Amy Ryan. Hayal gücünüzü biraz zorlayacak bu hikayeyi -eğer bu tarz filmlerden hoşlanıyorsanız- izleyebilirsiniz. İyi seyirler!

"Hello. My name is Mr. R.L. Stine. Every story ever told can be broken down into three parts. The beginning. The middle. And the twist."

23 Mart 2016 Çarşamba

The Hateful Eight - 2015

Amerikan klişelerine farklı bir bakış getiren Tarantino'nun beklenen filmini sonunda izleyebildim. Daha önce burada birkaç Tarantino filminden bahsetmiştim, Hateful Eight de Django Unchained gibi Amerikan Western filmlerine alternatif bir bakış sunmuş. Film süre açısından uzun olsa da durağan geçen ilk bölümünün, oldukça heyecanlı geçen ikinci bölümü ile efsanevi bir hikayeye dönüştüğünü söyleyebiliriz. Bir nevi hesaplaşma filmi olan Hateful Eight; geçmişlerini ve ilişkilerini yavaş yavaş öğreneceğimiz sekiz tuhaf kişinin bir evde kesişen ve gideren tansiyonu yükselen ilişkilerini anlatmaktadır. Filmde olaylar Wyoming'de bir kış günü bir posta arabasıyla dört kişinin dağ geçidindeki Minnie'ye ait konaklama yerine sığınmaları ile başlar (Cellat John Ruth, kaçak Daisy Domergue, ödül avcısı Marquis Warren ve haydut Chris Mannix). Minnie'nin yerine vardıklarında kendilerini Minnie ve çalışanları değil de, daha önce görmedikleri dört yabancı karşılar: Kovboy Joe Gage, Sanford Smithers, Bob ve Oswaldo Mobray. Konaklama yerine giren sekiz kişi tipi nedeniyle bir süre içinde bulundukları mekandan çıkamayacaklarını öğrenirler, bu nedenle bir süre için birbirlerine katlanmak zorunda kalacaklardır. Tabi bu süreçte gizli ilişkiler ortaya çıkacak ve insanların birbirlerine olan bağlılıkları sorgulanacaktır. Hiç acele etmeden yavaş yavaş örülen olay örgüsü içinde hayatata kalma içgüdüsünün insanı nasıl avucuna aldığı da görülecektir. Olaylara eşlik eden müzikler ise duyguyu seyirciye çok başarılı aktarmaktadır.

Söylendiğine göre merakla beklenen Hateful Eight'in ilk düşünülen senaryosu farklıymış ancak internete sızması sonucu senaryo değiştirilmiş. İlk senaryo ile ne amaçlanmıştı bilmiyorum ancak ben film haline dönüştürülen senaryoyu çok beğendim. Filmin yönetmenliğini efsanevi yönetmen ve sinemanın haylaz çocuğu olarak bilinen Quentin Tarantino yaparken, başrollerinde Samuel L. Jackson, Kurt Russell, Jennifer Jason Leigh, Walton Goggins, Michael Madsen, Tim Roth yer alıyor. Kanlı bir mizah anlayışının hakim olduğu ve gerilimi gittikçe artan bu filmi izlemenizi tavsiye ederim, zaten Tarantino seviyorsanız, izlemişsinizdir.

"Now, what would make a man brave a blizzard and kill in cold blood? I'm sure I don't know! You'd be surprised what a man would do... "

Soysuzlar Çetesi (Inglourious Basterds) - 2009

DJANGO Unchained - 2013

17 Mart 2016 Perşembe

Osman Pazarlama - 2016

İnsanların aklında "Recep İvedik" tiplemesiyle yer etmiş olan Şahan Gökbakar bu kez farklı bir tiple izleyici karşısında. Bu kez Recep İvedik'ten biraz daha normal bir karakter olan Osman Şaşmaz adında zengin olmaya çalışan bir iş adamını canlandırmaktadır. Osman Şaşmaz aşık olduğu kızla evlenebilmek için para kazanmak isteyen ve bu uğurda zihni sinir projeler üretip patentlerini alarak üretim için sponsor arayan başarısız bir iş adamıdır. Sevdiği kızın babasına kendini ispat etmek zorunda olan Osman, bu uğurda elinden geleni de ardına koymaz: reklam için ana akım medyaya sızar, ünlülerin sıklıkla katıldığı eğlencelere katılarak kendisine ortak arar, ucuz iş gücü avına çıkar vb. Sürekli yeni tasarımlar yapan ve tasarımlarını bir şekilde piyasaya sunmak isteyen Osman'ın uzun bir süre hayallerinin peşinden koştuktan sonra sonuç alaması nedeniyle umudu kırılır. Hiç ummadığı anda şandı dönen Osman, yaşadığı kötü dönemlerde de hiç ummadığı kişilerden maddi ve manevi destek görünce hayata karşı bakış açısı da değişir. İzleyeceğiniz film ortalama bir komedi filmi bu nedenle hayatınızı değiştirecek bir film izleyecekmişsiniz gibi bir beklentiye girmenize gerek yok. Yalnızca varsa boş vaktiniz biraz eğlenceli vakit geçireblirsiniz, prensip olarak Türk-komedi filmi izlemiyorsanız bu da sizin tercihiniz tabi.
 
Filmin yönetmeni Togan Gökbakar, oyuncuları ise Şahan Gökbakar, Selim Akgül, Liberat Niyoyandika ve Feriştah Senem Yıldırım. Filmin senaryosu da Şahan & Togan Gökbakar'a ait. Filmde beğendiğim bir bölüm var, o da ne kadar saçma olursa olsun ünlülerin tercihlerinin veya sosyal medyanın bir ürünü veya davranışı nasıl parlattığına ilişkin yapılan vurgu. Yeni bir tespit değil, eminim hepiniz bu filmden önce tespit ettiniz ancak görsel olarak anlatımı absürt-başarılıydı. İyi seyirler!

- Ne iş yapıyorsun sen?
- Efendim ben pazarlama üzerine, pazarlıyorum.

15 Mart 2016 Salı

Aşk (Her) - 2014

Joaquin Phoenix'in daha önce "Two Lovers" (İki Aşık) filminden söz etmiştim. Aynı şekilde bu filmde de oynadığı ağlak karakter ile kendisini dramatik-romantik filmlerin baş kahramanı yapıyorum izninizle. Bu filmde Theodore Twombly karakterine hayat veren oyuncu (filmin yakın bir gelecekte geçtiğini tahmin ediyorum) neredeyse hiç kullanılmayan "el yazımı mektup" gönderme işinde çalışmaktadır. Karısından boşanan ve henüz bir travmayı atlatamadığı gözlenen Theodore küçük bir apartman dairesinde tek başına asosyal denilebilecek bir hayat yaşamaktadır. Bir gün tanıtımı yapılan bir yazılımı almasıyla hayatı eskisine göre biraz daha değişmeye başlar.  Yazılım, erkek ve kadın olarak iki farklı versiyonda satılan bir yapay zeka programıdır ve kullanıldığında olaylara yorum yapabilmekte, internetteki her şeyi tarayarak sizinle sohbet edebilmekte ve sizin adınıza empati yaparak sorularınıza duygusal yanıtlar vermektedir (Şu an iphone'larda olan Siri programının daha gelişmiş hali gibi). Bu vesile ile Samantha tanışan Theodore zamanla bu sanal oluşunda bambaşka bir gerçeklik görerek kendisini hayatının merkezine koyar. Büyük bir depresyonda olan Theodore için Samantha tutunacak bir daldır ancak yavaş yavaş yapay zeka ile kurduğu iletişimin garipleştiğini fark eder. Film bu andan itibaren varlığın yalnızca bir bilinçten mi yoksa fiziksel bir oluşumdan mı ibaret olduğunu sorgulatıyor.

Filmin yönetmeni henüz genç denilebilecek birisi, Spike Jonze; oyuncuları ise, Joaquin Phoenix ve Amy Adamsi, ancak filmi tek başına Joaquin götürüyor da diyebiliriz. Bilgisayar yazılımındaki kadın sesi ise (orijinal filmde) Scarlett Johansson'a ait. Konu açısından filmin benzerleri olduğunu kabul ediyorum ancak hakkında yapılan bütün negatif yorumlara da katılmıyorum. Zira internetin hayatımıza girmesiyle, tahmin etmediğimiz tecrübeler edindiğimiz bir gerçek. Bu nedenle bazı olaylara "çok saçma" penceresinden bakmadan önce son yirmi yılın bir panoramasını yapmak yerinde olacaktır. İnternet üzerinden para göndermek veya alışveriş yapmak gibi işlemler dahi bir süre önce aklımızda bile yokken şimdi geldiğimiz durumu düşünürsek, insan gibi "düşünebilen" bir yazılımın geliştirilmesi veya bir "yapay bilinç" oluşturulması bana çok da imkan dışı gelmiyor. Ayrıca şu anda dahi sanal ilişkilerin yaaşndığını düşünürsek, asosyal insanların internet çağında nasıl bir psikolojide olacaklarını şimdiden öngörmek zor. Biraz yavaş bir tempoda ilerliyor, sıkılmanız olası ancak ben filmi izlemenizi tavsiye ederim.
 
"I think anybody who falls in love is a freak. It's a crazy thing to do. It's kind of like a form of socially acceptable insanity."