28 Mayıs 2018 Pazartesi

Molly's Game - 2017

Molly's Game, Molly Bloom tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Molly Bloom'un kendi hayatının bir kesitini yazdığı "Molly's Game: The True Story of the 26-Year-Old Woman Behind the Most Exclusive, High-Stakes Underground Poker Game in the World" kitabından esinlenilerek suç draması olacak şekilde filme çekilmiş. Kitap filme aktarılırken ne kadar orijinaline sadık kalındı bilmiyorum ama  akıcı bir senaryosu olduğu ve izleyiciyi içine çekmeyi başardığı için ben filmi beğendim. Özellikle erkeklerin yoğun olduğu bir sektörde herkese sözünü geçirebilecek derecede güçü bir kadın karakterin de beni ayrıca etkilediğini söyleyebilirim. Filme gelince;  filmdeki hikaye Molly Bloom'un (Jessica Chastain) FBI markajına alınıp tutuklanmasıyla başlar ve tutuklandıktan sonra kendisine bir avukat arayışına giren Molly Bloom'un "avukat adayı" Charlie Jaffey (İdris Elba) ile yaptığı özel görüşmelerle devam eder. Bu görüşmede geçmişte gerçekten ne yaşandığı merak eden Charlie'nin olayı sorgulamasıyla, Molly Bloom dünya çapında bir serbest stil kayakçı iken 2002 Kış Olimpiyatları'nda yaralanarak sonrasında nasıl "oyun kurucu"luğuna başladığını açıklar. Yeraltı poker dünyasında kendisine hatrı sayılır bir yer edinen Molly bir süre sonra tutkularına yenilerek daha fazlasını hedefler. Zamanla Hollywood ünlülerinin ve mafyanın da olaya dahil olmasıyla işler çığırından çıkınca, Molly Bloom gibi hırslı ve zeki bir kadın bile işin içinden nasıl çıkacağı konusunda tereddüte düşecektir.

Filmin yönetmenliğini yapan Aaron Sorkin, film sektöründe tanınan birisi olsa da ilk yönetmenlik deneyimini Molly's Game ile yapmış ve öğrendiğim kadarı ile farklı projelerde de yönetmen olarak görev alacakmış. Yönetmen olarak iyi bir başlangıç yaptığını düşünüyorum. Filmin oyuncuları; Jessica Chastain, Idris Elba, Kevin Costner ve Michael Cera olarak kısaca belirtilebilir. Kısaca diyorum zira filmdeki hikayenin doğal bir sonucu olarak çok falza yüz & insan ile karşılaşacaksınız ve bu da bir süre sonra karakterleri akılda tutmayı zorlaştıran bir unsur. Ben filmi yargılama sahneleriyle bir bütün olarak hukukçu gözüyle izledim ancak "poker" oyununa meraklıysanız sizin filmden daha farklı bir keyif alacağınızı düşünüyorum. İyi seyirler!

"This is a true story, but except for my own, I've changed all the names and I've done my best to obscure identities for reasons that'll become clear."

3 Mayıs 2018 Perşembe

Kök (I Origins) - 2014

Film bence çok iddiali başlamıştı ancak sonunda biraz hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmeliyim. Aslında filmde büyük bir potansiyeli olan ve ilginç bir konu işleniyordu, neden bu kadar sönük bir şekilde sona erdi ben de bir an için anlayamadım. Filmin konusu; moleküler biyoloji uzmanı ve laboratuvarda "gözün görme yetisi" üzerine çalışmalar yapan bir araştırma görevlisi olan ve insan gözlerinin fotoğraflarını çekmek gibi tuhaf bir hobisi olan Ian'ın başından geçenler üzerine kurgulanmış. Ian asistanı Karen ile birlikte oldukça iddialı ve bilim dünyasında devrim yaratacak bir konu üzerinde çalışmakta ve Tanrı'nın varlığını ya da spiritüel & metafiziksel konulara olan ilgiyi yadsımakta, her şeyin bilim ile açıklanabileceğini savunmaktadır. Bir gün gözlerinin fotoğrafını çekerken tesadüfen karşılaşıp aşık olduğu ruhani konulara çok ilgi duyan Sofia ile tanışır ve ilişkilerinin boyutu ilerleyince evlenme kararı alırlar. Hayatın Ian ve Sofia için farklı planları olduğu için talihsiz bazı durumlardan sonra hayat kendisini bambaşka bir yöne doğru yönlendirir. Aradan uzun bir zaman geçince Ian, hala yüzleşemediği geçmişinin şimdiki hayatını da etkilemeye başladığını fark eder ve bilim ile cevap bulamadığı soruları cevaplandırabilmek için Hindistan'a doğru yola çıkar.


Filmin yönetmeni daha önce benzer tarzı olan Another Earth filminin de yönetmenliğini yapmış olan Mike Cahill, oyuncu olarak ise genç bilim adamı Ian rolünde Michael Pitt, asistanı Karen rolünde Brit Marling, Sofia rolünde ise Astrid Berges-Frisbey bulunuyor. Filme neden tam ısınamadığımı düşününce belki de bu oyuncuların rollerinin hakkını vermemesiydi diye düşünüyorum. Filmin ilk bölümünde -asansör sahnesine kadar diyelim- başroldeki erkek karakteri severken ikinci bölümünden -asansör sahnesinden sonra- donukluğundan dolayı yavaş yavaş kendisinden soğudum. Diğer kadın karakterleri ise zaten film boyunca tam manasıyla anlayamadım. Senaryo açısından yine ilk bölümdeki felsefi tartışmaları beğendim, ikinci bölüm ise biraz daha gerçek dışı geldi. Ancak zaten filmin türü bilim-kurgu olduğundan, bu bölümde çok düşünmemek, daha geniş bir açıdan bakarak bazı şeyleri böyle bir dünya varmış gibi kabul etmek gerekir. Bu açıdan baktığımda sevebiliyorum. Film hakkında yapılan yorumları okuduğumda, bazı insanların filmi severken bazılarının ise pek hoşlanmadığını gördüm, demek ki yaşadığım ikilem o kadar da sıra dışı değil. Siz de izleyip kararınızı verebilirsiniz. İyi seyirler!


"When the big bang happened, all the atoms in the universe, they were all smashed together into one little dot that exploded outward. So my atoms and your atoms were certainly together then, and, who knows, probably smashed together several times in the last 13.7 billion years. So my atoms have known your atoms and they've always known your atoms. My atoms have always loved your atoms."