2015 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2015 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2017 Cuma

Yeni Ahit (New Testament) - 2015

"Yeni Ahit" tam anlamıyla Aamir Khan'ın başrolünde olduğu "P.K." gibi olmasa da aynı kavramları izleyiciye sorgulatacak bir film. Tanrı kavramını merkeze alarak gerçekten tabu olan bir konuyu işlediği için çok fazla eleştiri aldığından emin olduğum bu filmi eğer inançlar konusunda toleransınız varsa izleyebilirsiniz. "Yeni Ahit" de "Tanrı" karısı ve kızıyla birlikte Belçika-Brüksel'de dışarı ile hiçbir bağlantısı olmayan eski ve loş bir evde yaşamaktadır. Kendine ait bir odası vardır ve burada dünyada yaşayan tüm insanların kayıtları bulunmaktadır. Odanın ortasındaki masaüstü bilgisayardan tüm dünyayı yönetecek kararlar almakta ve insanların kaderlerine müdahale etmektedir. Tanrının karısı ve kızıyla olan ilişkisine bakarak çok iyi birisi olduğunu söylemek pek mümkün değildir hatta aksine yaptığı küçük kötülüklerden mutlu oluyor gibidir. Küçük kızı Ea yaptıklarını fark ettikçe kendisini her geçen gün daha az sevmekte ve kaçma planları yapmaktadır. Planlarını uygulamak için önce dünyadaki herkese ölecekleri günün bilgisini sızdırır. Dünya kaos ile meşgul iken, Ea'nın abisi olarak tanıtılan Jesus (İsa) kendisi ile iletişime geçerek dışarı ile bağlantısı olmayan evden nasıl kaçıp insanlarla nasıl iletişim kuracağını öğütler. Ea kendisine altı havari bulup onların da yardımıyla yanlış giden şeyleri düzeltmeyi ve yeni bir ahit yazmayı kafasına koymuş ve planını uygulamaya başlamıştır.

Filmin yönetmeni daha önce fantastik bir film olan Mr. Nobody (2009) filminin de yönetmenliğini yapmış olan Jaco van Dormael, oyuncuları ise Benoit Poelvoorde, Yolande Moreau, Pili Groyne ve Catherine Deneuve'dir. Filmin çocuk oyuncusu Ea rolündeki Pili Groyne gerçekten çok iyi bir performans sergilemişti, tüm filmi neredeyse o yürütüyor diyebiliriz. Filmde şiddet yanlısı erkek bir figür olan tanrının kadın nezaketi karşısında yenilmesi de için üzerinde tez yazılması gereken bir detay. Filmin içerdiği derin konuyu komedi unsurlarıyla anlatmış olması da ayrı bir olay gerçekten. Bu nedenle filmin aslında ders vermek ya da felsefi tartışmalara girmek istemediği de düşünülebilir. Dolayısıyla absürt komediye kendinizi bırakarak yalnızca filme dahil olup çok düşünmeden izleyip geçmekte fayda var.

"Law 1522: If one day you fall in love with a woman there's a great chance you will not spend your life with her."

23 Mart 2017 Perşembe

Stajyer (Intern) - 2015

Bu filmi Paris'e giderken uçakta izledim (dönerken izlediğim filmden de başka bir yazıda bahsedeceğim). Film hakkında hiçbir fikrim yoktu, diğer filmler arasında bu filmi tercih etmemin nedeni oyuncularının Robert De Niro ve Anne Hathaway olmasıydı. Film günümüz dünyasının çok güncel bir olayını arka planına almış: elektronik ticaret. Internet üzerinde satış üzerine bir şirket için yatırımcı bularak sıfırdan girdiği sektörde bir yıl içinde çok önemli bir konuma gelen Jules Ostin (Anne Hathaway), yardımcılarından birinin tavsiyesi ile değişik bir stajyer programı başlatır. Bu programa göre belli bir yaşın üzerindeki kişilere kısa bir süreliğine staj imkanı verilecektir. Eşinin vefatı ile kendisini iyice işe yaramaz ve yalnız hissetmeye başlayan Ben Whittaker (Robert De Niro) bu programa başvurur ve kabul edilir. E-ticaret üzerine işler yürüten bir şirkette -tahmin edeceğiniz üzere- yaş ortalaması oldukça gençtir. Yetmiş yaşındaki Ben'in bu ortamda hem de aşırı derecede işkolik ve kendisine karşı önyargılı olan patronu Jules Ostin ile birlikte çalışıyor olması işe adaptasyonunun önündeki büyük engellerden biridir. Tabi bununla beraber, hayatı boyunca pek çok insanla tanışmış, önemli işlem yapmış ve tecrübeler edinmiş bir beyefendinin kendisini çevresine ispatlaması da zor olmayacaktır. Yeni teknolojiye uyum sağlayan Ben kendi tecrübelerini de aktararak nesil çatışmasını harika bir potada eritmeyi başarıyor.

Filmin yönetmenliğini "Kadınlar ne İster" (200) ve "Tatil" (2006) filmlerinin de yönetmenliğini yapmış olan Nancy Meyers yapıyor. Aslında yönetmenin filmlerine baktığımızda belirli bir tarzı olduğu anlaşılıyor. Bu arada, film beklediğimden daha iyiydi, hatta bazı gözlemleriyle oldukça ilgimi çekti diyebilirim ("Sitting is the new smoking"). Ancak film "komedi" türü için çekilmiş görünüyor ancak komedi olmayı gerektirecek gibi komik olduğunu düşünmüyorum, yine de ben kendi adıma sıkılmadan izledim. İyi seyirler!

"Nobody calls men "men" anymore. Have you noticed? Women went from "girls" to "women."Men went from "men" to "boys?" This is a problem in the big picture. Do you know what I mean?"

16 Eylül 2016 Cuma

Delibal - 2015

Senaryo anlamında Türk sineması standartlarının dışına çıkıldığını söyleyebiliriz. Ben bazı sorularıma yanıt alamasam da, bazı sahnelerin beni şaşırttığını itiraf etmek isterim. Filmde üniversite öğrencisi Barış ve Füsun'un okulda başlayan ve evliliğe uzanan aşkları anlatılmaktadır. Hobi olarak müzikle ilgilenen Barış, ailesine yük olmamak amacıyla bir kafede çalışan Füsun ile birgün tesadüfen çalıştığı kafede karşılaşır. İlk görüşte Füsun'dan çok etkilenen barış haftalarca kendisini okuduğu okulda  bulmaya çalışır, eninde sonunda emeline ulaştığında ise sert bir kayaya çarptığını fark eder. Füsun derslerine konsantre olmuş, okulu dereceyle bitirmek isteyen ve okul biter bitmez Amerika'da yüksek eğitim yapmak isteyen bir kızdır. Dolayısıyla hayat planları ve günlük temposunda herhangi bir erkeğe yer yoktur. Öncelikle Füsun'u aşka ikna etmeye çalışmak gerektiğini fark eden Barış'ın ise pes etmeye niyeti yoktur. Çetin bir mücadele sonucu tutkulu bir aşka başlayan ikili aşklarını evlilikle sonuçlandırırlar. Ancak ya sonrası? Birbirlerini ne kadar tanıyabilmişlerdir? Ya da her şey dışardan mükemmel görünürken arka planında bir dram taşıyabilir mi?


Filmin yönetmenliğini Med Cezir dizisinin yönetmenliğini yapmış olan Ali Bilgin yapmaktadır, oyuncuları ise Çağatay Ulusoy, Leyla Lydia Tuğutlu, Hüseyin Avni Danyal ve Laçin Ceylan, aşina olduğumuz birkaç yüz daha var. Filmin senaryo bakımında çok klişe göründüğünü söyleyebiliriz, ancak yazıya başlarken belirttiğim gibi, birkaç yerde beni şaşırtan sahneler vardı. Yine de karakterlerin psikolojik anlamda çözümlenmeleri eksikti, ya da yeterince net izleyiciye aktarılamamıştı. Başrolde olmasına rağmen Leyla Lydia Tuğutlu biraz silik kalıyordu, özellikle filmin dramatik sahnelerinde Çağatay Ulusoy kadar göze çarpmıyordu. Filmin müzikleri ve bazı sahneleri ise başarılıydı, izlemek isterseniz tavsiye ederim, ama büyk beklentiye girmemek gerekiyor. Bu arada filmin Moonu 3 isimli Hint filminden aşırı esinlenildiği söylenmekte, uygun bir zamanda bu filmi de izleyip kendim de gözlemleyeceğim.


"Aşkının peşinden git..Belki benim kadar mutlu olamazsın ama yüreğine yakışırsın..."

8 Eylül 2016 Perşembe

Alacı Kuş (Mocking Jay) - Bölüm 2 - 2015


Daha önce de bahsettiğim gibi, artık serilerin dallanıp budaklanmasından biraz sıkıldım, ancak serinin son filmi olması sebebiyle (hem kitaplarını okuduğum hem de serinin ilk filmlerini izlediğim için) ikinci bölümü de izledim. İlk bölümde başlayan isyan ve savaş dalgaları burada devam ediyor ve başkent Capitol'e de sıçrıyor. Her ne kadar başkaldırı ve toplu isyan olsa da, bazı olayların oldukça kişiselleştiğini görmekteyiz: Başkan Snow'un Katnis Everdeen'e odaklanması, Katniss'in de yalnızca Başkan Snow'u yok ederse her şeyi çözecek gibi davranması gibi. Peeta ve Gale arasında sıkışıp kalmasa ve "Alaycı Kuş" rolüyle bu kadar meşgul olmasa Katniss daha geniş bir çerçeveden olaylara bakabilmeyi başarabilirdi belki de. Bu süreçte;  Panem halkının özgürlüğüne kavuşmak için seçkin bir birlik ile beraber başkente sızan Katniss ve arkadaşlarının amacı Başkan Snow'a suikast düzenleyip onu ortadan kaldırmaktır. Her ne kadar her yere kaos hakim olsa da, başkentin içine sızmak da düşündükleri kadar kolay olmayacaktır. Son ana kadar hayatta kalma savaşı veren Katniss, daha önce fark etmediği başka bir şeyi daha fark eder: Başkan Snow'un ortadan kaldırılması Panem halkını gerçekten özgürleştirecek midir? Ya da Başkan Snow ortadan kalksa bile, potansiyel ikinci bir tehlike daha mı var acaba?

Filmin yönetmeni serinin ikinci ve üçüncü filminin de yönetmenliğini yapmış olan Francis Lawrence, oyuncuları ise Jennifer Lawrence (Katniss), Josh Hutcherson (Peeta), Liam Hemsworth (Gale), Woody Harrelson (Haymitch), Elizabeth Banks ve Philip Seymour Hoffman'dır. Bu film Bölüm 1'e göre heyecan açısından seyirciyi daha ayakta tutuyordu, ayrıca görsel olarak da daha başarılı efektler vardı. Bu nedenle en azından seriye bir yerden bulaştıysanız, bitirmek adına izleyebilirsiniz. İyi seyirler!



"We all have one enemy, and that's President Snow! He corrupts everyone and everything! He turns the best of us against each other... Stop killing for him! Tonight, turn your weapons to the Capitol! Turn your weapons to Snow!"
Alaycı Kuş - Bölüm 1 hakkında:


http://sinemubi.blogspot.com.tr/2015/10/alayc-kus-mocking-jay-bolum-1-2014.html

1 Nisan 2016 Cuma

Spotlight - 2015

Son zamanlarda ülkemizde konuşulan olayların da etkisiyle, bu filmi özellikle izlemek istedim. İzleyenler zaten biliyor ama izlemeyenler için de filmin konusundan kısaca bahsedeyim: Gerçek bir hikayeden esinlenilerek senaryolaştırılan film, taciz iddiaları ile suçlanan kilisenin bu iddiaları örtbas etmesini ve bu tacizi aydınlatmaya çalışan bir grup idealist gazeteciyi anlatmaktadır. Boston Globe adındaki gazetede çalışan ve kendilerine Spotlight diyen ekip, Boston'daki katolik kiliselerinde yaşanan (ve erkek çocuklarının öcellikle kurban seçildiği) taciz iaddialarını araştırmak için yola çıkar. Gönüllü kurbanlarla görüşmeler gerçekleştirip çeşitli arşivleri, dava dosyalarını ve kütüphane kayıtlarını inceleyen ekip, bu olayın Boston'la sınırlı kalmadığını ve aslında tahmin ettiklerinden çok daha büyük boyutta olduğunu fark eder. Anlam veremedikleri şekilde, Boston'un üst düzey yasal ve idari amirlerinin de bu olayların örtbas edilmesine göz yumdukları ortaya çıkar. Yaklaşık otuz yıl boyunca gizlenen bir gerçeğin ortaya çıkması pek çok kişiyi rahatsız etse de, ülkede konjonktürün de değişmesi sebebiyle olayların aydınlatılması otuz yıl öncesine göre biraz daha kolay ilerler. Buraya kadar tahmin edebileceğiniz üzere, yeterince muhafazakar bir ülkede (eğer insanlar adil bir açıdan bakamıyorsa) bu şekilde bir haber yapmanız ve halkın desteğini almanız mümkün olamayacaktır (bu duruma biraz düşünürseniz çok yakından önemli örnekler bulabilirsiniz). Bu nedenle giriştikleri işte bu idealist gazetecilerin neleri göze aldığını da tahmin edebilirsiniz.

Filmin yönetmeni Tom McCarthy ve başrol oyuncuları ise Birdman filminden tanıdığımız Michael Keaton,  yenilmez Hulk olarak tanıdığımız Mark Ruffalo ve Rachel McAdams. Başarılı oyuncular ve senaryo bir araya gelince izlenesi bir film ortaya çıkmış. Spotlight, herhangi bir gruba verilen hak ve gözü kapalı güvenin aslında nasıl kötüye kullanılabileceğini örnekleyen etkileyici bir film. Eğer vaktiniz varsa mutlaka izleyin, umuyorum bi bu film hayata bakış açısınızı biraz olsun değiştirebilir.

"They say it's just physical abuse but it's more than that, this was spiritual abuse. You know why I went along with everything? Because priests, are supposed to be the good guys. "

31 Mart 2016 Perşembe

Goosebumps - 2015

Goosebumps kelimedi Türkçede olarak "tüyleri diken diken olmuş deri" anlamına gelmektedir, ancak bizim dilimizde tam bir kelime karşılığı olmadığı için olsa gerek, filmin adı Türkçeye tercüme edilmemiş (bazı yayınlarda Canavarlar Firarda olarak geçmektedir). Goosebumps çok fazla korku ögesi içeriyor ama aynı zamanda komedi/macera unsurları da dahil edildiğinden izleyici dehşet derecede korkuttuğu da söylenemez. Film büyük şehirden küçük bir kasabaya taşınan Zach Cooper'ın sıkıcı bir hayat yaşayacağını düşünmesiyle başlıyor. Evlerinin yanında bulunan diğer evde yaşayan güzel kız Hannah ile tanışınca belki de hayatının o kadar kötü geçmeyeceğine karar veren Zach, bir tesadüf eseri Hannah'ın babasının ünlü korku serisi Goosebumps'ın yazarı R. L. Stine olduğunu öğrenir. R. L. Stine ile yıldızı hiç barışmayan Zach, Hannah ile gizli görüşmeye devam eder ve bu sırada Stine'lerin evinde tuhaf şeyler yaşandığından şüphelenir. Bir süre sonra Stine'in kitaplarının korkunç sırrını öğrenen Zach bir de bunun üstüne kazara olmadık şeylere yol açınca kasabada hareketli bir gece başlar. Macera ve korku dolu bu gecede Zach, Hannah ve Stine kasabayı bu kabustan kurtarmak için harekete geçerler.
 
Filmin yönetmeni, "Köpekbalığı Hikayesi", "Gulliver'in Gezileri", "Canavarlar Yaratıklara Karşı" gibi animasyon filmlerin de yönetmenliğini yapmış olan Rob Letterman, oyuncuları ise Jack Black, Dylan Minnette, Odeya Rush ve Amy Ryan. Hayal gücünüzü biraz zorlayacak bu hikayeyi -eğer bu tarz filmlerden hoşlanıyorsanız- izleyebilirsiniz. İyi seyirler!

"Hello. My name is Mr. R.L. Stine. Every story ever told can be broken down into three parts. The beginning. The middle. And the twist."

23 Mart 2016 Çarşamba

The Hateful Eight - 2015

Amerikan klişelerine farklı bir bakış getiren Tarantino'nun beklenen filmini sonunda izleyebildim. Daha önce burada birkaç Tarantino filminden bahsetmiştim, Hateful Eight de Django Unchained gibi Amerikan Western filmlerine alternatif bir bakış sunmuş. Film süre açısından uzun olsa da durağan geçen ilk bölümünün, oldukça heyecanlı geçen ikinci bölümü ile efsanevi bir hikayeye dönüştüğünü söyleyebiliriz. Bir nevi hesaplaşma filmi olan Hateful Eight; geçmişlerini ve ilişkilerini yavaş yavaş öğreneceğimiz sekiz tuhaf kişinin bir evde kesişen ve gideren tansiyonu yükselen ilişkilerini anlatmaktadır. Filmde olaylar Wyoming'de bir kış günü bir posta arabasıyla dört kişinin dağ geçidindeki Minnie'ye ait konaklama yerine sığınmaları ile başlar (Cellat John Ruth, kaçak Daisy Domergue, ödül avcısı Marquis Warren ve haydut Chris Mannix). Minnie'nin yerine vardıklarında kendilerini Minnie ve çalışanları değil de, daha önce görmedikleri dört yabancı karşılar: Kovboy Joe Gage, Sanford Smithers, Bob ve Oswaldo Mobray. Konaklama yerine giren sekiz kişi tipi nedeniyle bir süre içinde bulundukları mekandan çıkamayacaklarını öğrenirler, bu nedenle bir süre için birbirlerine katlanmak zorunda kalacaklardır. Tabi bu süreçte gizli ilişkiler ortaya çıkacak ve insanların birbirlerine olan bağlılıkları sorgulanacaktır. Hiç acele etmeden yavaş yavaş örülen olay örgüsü içinde hayatata kalma içgüdüsünün insanı nasıl avucuna aldığı da görülecektir. Olaylara eşlik eden müzikler ise duyguyu seyirciye çok başarılı aktarmaktadır.

Söylendiğine göre merakla beklenen Hateful Eight'in ilk düşünülen senaryosu farklıymış ancak internete sızması sonucu senaryo değiştirilmiş. İlk senaryo ile ne amaçlanmıştı bilmiyorum ancak ben film haline dönüştürülen senaryoyu çok beğendim. Filmin yönetmenliğini efsanevi yönetmen ve sinemanın haylaz çocuğu olarak bilinen Quentin Tarantino yaparken, başrollerinde Samuel L. Jackson, Kurt Russell, Jennifer Jason Leigh, Walton Goggins, Michael Madsen, Tim Roth yer alıyor. Kanlı bir mizah anlayışının hakim olduğu ve gerilimi gittikçe artan bu filmi izlemenizi tavsiye ederim, zaten Tarantino seviyorsanız, izlemişsinizdir.

"Now, what would make a man brave a blizzard and kill in cold blood? I'm sure I don't know! You'd be surprised what a man would do... "

Soysuzlar Çetesi (Inglourious Basterds) - 2009

DJANGO Unchained - 2013

11 Şubat 2016 Perşembe

Aşk Olsun - 2015

Korku veya aksiyon filmleri açısından çok ilerleme kaydetmiş olmasak da, Türk işi romantik komedi filmlerini beğeniyorum. Genel açıdan baktığımda hem iyi bir gözlem yapılmış olduğunu, hem de mizah olarak bizi yansıttığını düşünüyorum. Bu filmde severek izlediğim romantik komedi filmlerinden birisi oldu. Filmde kadınlara deyimi yerindeyse "aşk doktorluğu/danışmanlığı" yapan Ozan'ın (İlker Aksum) kendi komik aşk hesaplaşmasını izliyoruz. Kaderin komik tesadüfleri bir araya getirdiği filmde, Ozan sevgilisinden ayrılan yeni hastası Ceyda'yı eski sevgilisi Caner'e geri döndürmeye kararlıdır. Ancak evdeki hesabın çarşıya uymasını engelleyen sıra dışı bir kadın çıkagelir: Caner'in aşk danışmanı Pınar (Sedef Avcı). Bu aniden ortaya çıkan gizemli kadına aşık olan Ozan, hastası ve hastasının eski sevgilisinin aşk doktoru Pınar arasında kalır. Arap saçına dönen ilişki yumağı içinde herkesi mutlu edecek bir son yakalanabilecek midir acaba? Son yıllarda revaçta olan "yaşam koçluğu"nu arka plana alarak, modern kadın-erkek ilişkilerine değinen film, hayatın içinden de diyaloglar içeriyor. "Seviyorsan git konuş bence"ye bağlanabilsek, belki de filmdeki gibi taktikleri hayata geçirerek olmadığımız bir rolü oynamayız :).

Filmin yönetmeni Murat Serezli & Neslihan Yıldız Alak ikilisi, oyuncuları ise İlker Aksum, Sedef Avcı, Kenan Ece ve Selen Seyven. Filmin oyuncularının oyunculuk açısından hem başarılı hem de uyumlu olduğunu söyleyebilirim, özellikle İlker Aksum'un oyunculuğu filmi başarılı kılan unsurlardan birisi. Eğer romantik komedi sevmiyorsanız ya da Türk filmlerine yönelik bir ön yargınız varsa, bunu bu filmle aşabilirsiniz diye düşünüyorum, İyi seyirler!

- "Ben sana layık değilim, çünkü sen çok daha iyilerine layıksın.
- Layık değilsin tabi."

28 Aralık 2015 Pazartesi

Düğün Dernek 2 (Sünnet) - 2015

İlk filminden sonra kendini Türk halkına sevdiren Düğün Dernek, bu kez ilk filmde evlenen çiftin çocuklarının sünneti için ekranlara tekrar dönüyor! Şimdi itiraf edelim, hepimiz ilk filmi kahkahalarla izledik, özellikle Anadolu'nun bir bölgesinde yaşayan halkı anlatması sebebiyle eminim Sivaslılar  hepimizden daha çok sevdiler filmi. Muhtemelen Sivaslı olmayanlar da filmde konu edilen karakterleri bir şekilde çevresindeki & memleketindeki kişilerle özdeşleştirdi. Film gerçekten de hem konu hem de karakterler açısından yabancı değil; gelenekçi bir aile, kendisini her şeyden sorumlu hisseden aile reisi ve her mahallede olan diğer samimi insanlar var, ve bu insanlar bu filmde küçük Mathias'ın sünnet düğünü için bir araya geliyor. Letonyalı ailenin hiç sıcak bakmadığı sünnet olayı, kendi geleneklerine bağlı İsmail'i bir inadın içine sürükler. Tek başına sünnet entrikasının altından kalkamayacağını anlayan İsmail, tüpçü Fikret, Çetin ve muallimden oluşan eski ekibini tekrar toplar. Yine binbir türlü aksilik peşlerini bırakmaz ancak hedefe kilitlenmiş bir grup insanın gözünü ne kadar karartabileceğini de hep beraber izleyip göreceğiz. Film için ilk filmi geçmiştir diyemeyiz ancak aynı şekilde samimi bir güldürü hedeflediği için takın bir tempoya sahip olduğunu söyleyebiliriz.
 
Türkiye'de film sektörü korku/aksiyon filmi konusunda bir fikir ve teknik alt yapı oluşturamamış olabilir ancak komedi filmleri konusunda gerçek bir kültüre sahip. Her dönem kendi etkilerini taşıyan bir yerli komedi rüzgarı var. Bir kısmı vasat oyunculuklar-ucuz komediler üzerinden ilerlese de (gençlik temalı olanlar için kanaatim bu yönde) Düğün Dernek bu vasatlığı taşımadan komedi unsurunun hakkını veren filmlerden. Filmin yönetmenliğini bu şekilde sevilen projelerde yer alan ve ilk filmin de yönetmenliğini yapmış olan Selçuk Aydemir, oyuncuları ise ilk film ile neredeyse aynı kadro: Ahmet Kural, Murat Cemcir, Rasim Öztekin, Devrim Yakut ve Barış Yıldız.  Gülmek ve biraz keyifli zaman geçirmek isterseniz ben filmi izlemenizi tavsiye ederim, umarım siz de seversiniz.
 
"Panik yok, çok eğleneceğuk" (eğleneceğiz).
 
Düğün Dernek filmi için:
http://sinemubi.blogspot.com.tr/2013/12/dugun-dernek-2013.html

8 Kasım 2015 Pazar

Asteriks Roma Sitesi - 2015

Animasyon filmleri çok severim, buna bir de Asteriks'le Oburiks eklenince ayrı bir güzelliği oluyor. Çocukluğumdan bu yana Oburiks'i çok severim, tabi ben adını Hopdediks diye öğrenmiştim, sonra baktım ki değişmiş :). Bu animasyon filminin de diğer filmlerde bir ortak özelliği var: Galyalıları yok etmek! Bilindiği üzere Galyalıların yaşadığı Gaulois kentinde bir türlü otorite kuramayan Jules Cesar, uzun yıllar askeri güçle burayı yok etmeye çalışmış ancak Galyalıların büyücüsü Büyüfiks'in hazırladığı bir iksir ile olağanüstü güce kavuşan bu küçük halkı bir türlü yenememiştir. Bu filmde Jules Cesar bambaşka bir yöntem denemeye karar verir: Roma Sitesi (Asteriks: Tanrılar Sitesi kitabından uyarlanmıştır). Galyalıların yaşadığı yere çok yakın lüks bir site inşaatına başlayan Romalılar, sivil Romalı halkı da siteye yerleştirirler ve Galyalıları asimile ederek bir Roma kolonisi haline getirme planı sinsice devreye girmiş olur. Jules Cesar'ı bu müthiş öngörülü planından dolayı tebrik etmek gerek! Şimdiye kadar askeri her türlü tehlikeye karşı taktik geliştirmiş olan Galyalılar, bu girişim ve açılan serbest piyasa ekonomisi karşısında biraz şaşırırlar, krizi fırsata çevirmeye çalışanlar da olur. Yaklaşan tehlikeyi köyde yalnızca Asteriks ve dolaylı yoldan Oburiks fark eder, ancak görünmeyen bir tehlikeyi Galyalılara anlatmak hiç de kolay olmayacaktır.

Louis Clichy ve Alexandre Astier'in yönetmenliğini yaptığı film, Asteriks serisinin yaratıcısı değerli karikatürist Albert Uderzo'nun Tanrılar Sitesi kitabından uyarlanmıştır (1972 yılında Rene Goscinny ile birlikte bu albümü çıkarmıştır). Filmde Asteriks karakterini Roger Carel, Oburiks'i ise Guillaume Briat seslendirmektedir. Uzun bir film değil, toplamda 86 dakikadan ibaret, bir de animasyon/macera/komedi olması dolayısıyla çok akıcı ilerliyor. Konusu itibariyle günümüzü ilgilendiren bir duruma da değiniyor: doğal alanların yok olup lüks sitelerin yapılması. Dolayısıyla filmi izlerken içinde bulunduğumuz dönemi de düşünüyorsunuz ister istemez. İzlemenizi tavsiye ederim!

 "Bu Galyalılar delirmiş olmalı."

27 Ağustos 2015 Perşembe

Kanunun Kuvveti (La French) - 2014

Yine yeni bir filmle karşı karşıyayız! 2014 yılında çekimleri tamamlanan "Kanunun Kuvveti", Türkiye'de Nisan (2015) ayında vizyona girmiş. Filmin özgün adı filmdeki karakterlerden birinin lakabı olan "La French" ancak İngilizceye "The Connection" olarak tercüme edilmiş. Filmi izlediğimiz zaman hem Türkçe hem de İngilizce tercümesinin filmin içeriğiyle alakası olduğunu göreceğiniz için, bu konuda herhangi bir yorumum olmayacak. Film 1975 yılında Fransa'nın güneyindeki liman şehri Marsilya'da geçiyor. İdealist hakim (juge) Pierre Michelle'nin (gerçek bir hayat hikayesidir) Marsilya'nın kritik bir bölgesine atandıktan sonraki icraatleri anlatılmaktadır. Türkiye'den getirilen hammadeyi gizli laboratuvarlarda işleyerek Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'ya pazarlayan organize bir uyuşturucu çetesinin peşinde düşen hakim kendisini tahmin ettiğinden daha büyük bir ağın içinde bulacaktır. Hakimin ve kendisi gibi idealist bazı polislerin karşılaştığı en büyük problem, bölgenin mülki amirlerinden bankacılarına kadar herkesin bu ticarette yer alarak nemalanmaları. Tüm tehlikelerine rağmen French Connection olarak bilinen çetenin lideri olan Tany Zampa'nın peşini bırakmayan ve bu olayı şahsileştirerek onur meselesi haline getiren hakim, kendisini de büyük bir tehlikeye atacaktır. Alışılagelmiş Fransız filmlerinden farklı olan La French, hareketli senaryosu ve bol aksiyon sahneleri ile biraz Hollywood'a yaklaşıyor.

Filmin yönetmeni tek başına ilk uzun metrajlı film denemesini gerçekleştiren Cédric Jimenez, oyuncuları ise hakim rolünde Jean Dujardin, Zampa rolünde Gilles Lellouche ve Zampa'nın eşi rolünde Melanie Doutey. Filmde vurgulamak istediğim bazı hususlar var, birincisi Fransız Hukuk Sisteminin Türk Hukuk Sisteminden belirgin farkları: Pierre Michelle bir hakim ancak bilgi ve delil toplayan/tutuklama isteye/sorgu yapan/polisle beraber çalışan bir görev icra ediyor (bizdeki Savcı gibi düşünebiliriz). O nedenle yukarıda belirtilen Hakim unvanı ile neden uyuşturucu çetesinin peşide koştuğu hususu kafa karışıklığı yaratmasın. İkinci bir husus da, filmin dönemin (1975), kostüm, davranış tarzı ve mekan (araba, sokaklar, dekor) özelliklerini çok iyi yansıtıyor olması. Hatta o kadar iyi ki, filmin o yıllarda çekildiğini düşünebilirsiniz :). İzlemenizi tavsiye ederim.

Not: 1971 yılında "Kanunun Kuvveti" adında (özgün adı: The French Connection) Hollywood yapımı bir filmin daha mevcut olduğunu öğrendim, ancak aralarında hikaye açısından bir benzerlik var mıdır izlemediğim için bilmiyorum, ancak konu açısından benzerlik taşıdıkları anlaşılıyor (uyuşturucu çeteleri-polisiye). 

20 Ağustos 2015 Perşembe

Chappie - 2015

Johannesburg'da yakın bir geleceği anlatan film basit bir hikayeyle kurgulanmış aslında: Robotlar ve yapaz zeka. Filmde ilk olarak seri bir şekilde üretilmiş ve polis güçleri tarafından suçlarla savaş için kullanılan robotları görmekteyiz (robocop gibi düşünebiliriz). Kolluk kuvvetine yardımcı olan robotların programlarını yazan Deon (Dev Patel), bir taraftan uzun süredir insan gibi öğrenebilen ve zekasını geliştirebilen bir programın peşindedir. Bir süre sonra ortaya çıkardığı yapaz zeka programını uygulayacak bir robot bulamaz zira polis-robotları üreten patronu tamamen finansal sebeplerle üretim yapmakta ve ihtiyacı olmadığını düşündüğü bir yeniliğe sıcak bakmamaktadır. Dolayısıyla programını gizli kapaklı denemeye karar veren Deon, elden düşme bir robot alır ancak planlar tahmin ettiği gibi gitmez. Polis robotlarını devre dışı bırakarak suç işleme niyetinde olan çapulcu bir çetenin eline düşen Deon ve robotunu önceden planlamadığı zorluklar beklemektedir. Çapulcu gangsterler (yönetmen bu ekipte Güney Afrikalı rap grubu Die Antwoord'u kullanmış) Chappie adını verdikleri bu ürkek robotu kendi emellerine alet etmek isterler ancak kendi kararını kendisi verebilen Chappie'nin olayları yorumlayış şekli de tahmin edilenden farklı olacaktır. Ayrıca bir tarafta eski bir asker olan hırslı bir yapay zeka düşmanı Vincent (Hugh Jackman) tehlikesi de olayların büyümesine neden olacaktır. Film içerdiği bazı çelişkili sahneler dışında, aksiyon sahneleri açısından oldukça başarılıdır.

Filmin yönetmeni bilimkurgu türü ile adını duyuran yeni nesil genç yönetmen Neill Blomkamp, oyuncuları ise "Slumdog Millionaire" filminden tanıdığımız Dev Patel, Hugh Jackman ve Sigourney Weaver. Chappie'nin seslendirmesini ise Sharlto Copley yapmaktadır. Genel olarak izleyici yorumlarına baktığımızda film Neill Blomkamp'ın "District 9" filmi kadar beğenilmemiş olsa da hem felsefi hem de bilimkurgu açısından yabana atılacak bir film değil. İnsanın varlığını tanrısallıktan çıkarıp yalnızca bilince indirgeyen yorumuyla Self-Less filmine benzeyen yeni bir "tanrıtanımaz" akım bile başlatmış denilebilir. İnsanlığın negatif ve pozitif yönlerinin bir yapay zeka üzerinden eleştirildiği filmi izlemenizi tavsiye ederim.
 
"A thinking robot could be the end of mankind! Destroy that robot. Burn it to ash!"
 
"The problem with artificial intelligence is it's way too unpredictable."

17 Ağustos 2015 Pazartesi

Focus - 2015

Son zamanlarda blockbuster bilim-kurgu filmler ile tanınan Will Smith'in bu kez romantik-gerilim tarzındaki bir filmi ile karşı karşıyayız. Yine de her Will Smith filmi gibi izlemesi oldukça keyifli. Filmde üç kuşak dolandırıcı olan bir aileden gelen genç bir hırsız/dolandırıcı olan Nicky'nin (Will Smith) bir dönem başından geçenler anlatılmaktadır. Bir gün Jess (Margot Robbie) adında genç bir kadınla karşılaşan Nicky, kadının acemi bir hırsız olduğunu anlar, ancak bu genç kadında bir potansiyel görerek (belki de sadece güzelliğinden etkilenmiştir) yanına alır ve eğitir. Beraber yaptıkları birkaç vurgundan sonra kişisel sebeplerle Jess ile yollarını ayırmaya karar verir. Aradan geçen üç yıldan sonra Nicky ile Jess tesadüfi bir şekilde Buenos Aires'te tekrar karşılaşır. Nicky bahisleri oldukça yüksek olan araba yarışı camiasında alengirli fakat bir o kadar da riskli bir işin peşindedir, Jess ise bu piyasada sözü geçen biri ile beraberdir. Nicky için geçmişini bilen ve çevirdiği işlerin inceliklerinin farkında olan Jess ile bu şekilde karşılaşmış olması tezgahın en kritik anında planlarını etkileyecektir. Aslında filmde bağımsız iki konu var gibi: ilki Nicky ile Jess'in beraber çalıştığı ilk bölüm ve diğeri Nicky'nin Buenos Aires'de çevirdiği bahis tezgahı. Her ne kadar filmin sonuna doğru aslında daha büyük bir entrikanın varlığı ortaya çıksa da, hikaye tek bir olay üzerinde ilerlemiyor (yani Ocean'a Eleven gibi bir düzenbazlık yok). Kısacası olaylar biraz fazla uçuk, ama izleyip zevk almak en iyisi.

Filmin yönetmenliğini Çılgın Aptal Aşk (2011) filminin de yönetmenliğini yapmış olan Glenn Ficarra & John Requa ikilisi yapmaktadır. Daha önce de bu ikili adını Bad Santa (2003) ve Kediler ve Köpekler (Cats & Dogs) (2001) gibi eğlenceli filmlerin senaristi olarak duyurmuştur. Filmin başrolünde ise Will Smith ve Margot Robbie bulunmaktadır. Filmin aksiyon dozu çok yüksek, ayrıca her entrikacı film gibi aşkla süslenen senaryonun sonu sürprizlerle dolu. Her halükarda film eğlenceli birkaç saat vadediyor, izlenmesini tavsiye ederim.

It's about distraction. It's about focus. The brain is slow and it can't multitask. Tap him here, take from there.

13 Ağustos 2015 Perşembe

Insurgent (Kuralsız) - 2015

Serinin ilk filmi Divergent (Uyumsuz)'dan daha önce bahsetmiştim ve son zamanlarda sayıları artan distopyalar hakkında kısa bir yorum da yapmıştım: 20. ve 21. yüzyılın ortak bakış açısı yakın geleceğin bir dizi felaket ile karşılanacağı yönünde, ama ortak bir durum da uyumsuz-anaşist gençlerin isyanı ya da çözüm araması olarak da belirtilebilir (Açlık Oyunları veya Labirent'teki gibi). Daha önce beş farklı gruba (bir de evsizleri sayarsak altı eder) bölünen toplumun hiyerarşik yapısından söz etmiştim. On altı yaşına gelen gençler kendilerine uygun bir grubu seçerek, yaşantılarına o grupta devam etmekte ve herhangi bir gruba uyum sağlayamayanlar uyumsuz addedilmekteydi. İkinci filmde bu açıdan değişen bir şey yok ancak ilk filmin sonundaki simülasyondan çıkan Korkusuzlar'ın diğer grupların içine dağılarak vatansız gibi yaşadığını söylemek de mümkün. Bilgelerin lideri Jeanine tarafında ise, Fedakarlar'ın yok edilerek Tris'in anne-babasının evinden alınan kutunun açılması mücadelesi var. Kutunun içinde yer alan mesajın kendilerinin kapana kısılı olduğu dünyanın dışındaki insanlardan geldiğine inanan Jeanine, elde ettiği sonuç ile başka bir dünyanın kapılarını aralayacaüını düşlemektedir. Kutunun açılması için her türlü yola başvurmaya çekinmeyen Jeanine bir süre sonra Tris ile yeniden karşı karşıya gelecektir. İkinci filmin bazı aksiyon sahnelerinin dışında olay örgüsü açısından çok detay sunduğu söylenemez, hatta çok arada kalmış gibiydi. Zaten Jeanine'in filmin sonundaki sözü de bunu kanıtlar gibiydi: "It's been over 200 years. Who knows what's out there?" Evet, üçüncü filmde neler yaşanacak bilmiyoruz, yine de film bazı vasatlıklarına rağmen hikayenin sonunu merak ettirmiyor değil.

Veronica Roth'un ikinci kitabından sinema filmine aktaraılmış olan Insurgent (Kuralsız) filminin yönetmeni ilk filmden farklı bir isim, Zaman Yolcusunun Karısı, Uçuş Planı ve RED gibi filmlerden tanıdığımız Robert Schwentke. Oyuncu ekibinde ilk seride olduğu gibi, Beatrice Prior rolünde Shailene Woodley ve Four olarak da Theo James bulunuyor. Bilim-kurgu/distopya severler zaten filmi izlemiştir ancak boş vaktiniz varsa farklı bir bakış açısı için ilzenebilir olduğunu düşünüyorum.

Dark times call for extreme measures. You may find it hard to believe, but I am serving the greater good.
 
Divergent (Uyumsuz) filmi hakkındaki yorumlarım için:
http://sinemubi.blogspot.com.tr/2014/09/divergent-2014.html

10 Ağustos 2015 Pazartesi

Görevimiz Tehlikle 5 - 2015

İlk "Görevimiz Tehlike" filmi 1996 yılında çekildiğinde acaba filmin yıllar boyunca gündemde kalacağı ve dört devam filmi daha çekileceği tahmin ediliyor muydu merak ediyorum. Yirmi yıla yayılan film serisinin tümünde başrolde aynı oyuncuya (Tom Cruise) aynı tempoyla yer vermeleri de başka bir başarı diye düşünüyorum. Aslında bu seriyi övecek değilim, sonuçta harika bir senaryo veya zekice bir kurgu sunmuyor bize, daha ziyade aksiyon-casusluk sahnelerine odaklanıyor. Yine de, bu kadar emek ve eğlenceden sonra takdiri hak ediyor diye düşünüyorum :). Ben serinin tüm filmlerini izlemedim, ama bir şey kaçırdığımı düşünmediğim için boş bir vaktimde son filmi izlemekte de beis görmedim. Bu filmde şehir efsanesi olduğuna inanılan terrörist bir organizasyonun (Sendika) peşine düşen gizli ajan Ethan Hunt belki de karşılaştığı en zor görevi başarmaya çalışacaktır. Zira daha önceki karşılaştığı gibi bir ekip yoktur karşısında. Sendika (Syndicate) nereden fonlandığı anlaşılamayan, varlığı bilinmeyen (ve varlığına henüz kimsenin inanmadığı) ve resmi kayıtlara göre ölmüş kabul edilen dünyaca ünlü ajanlardan oluşan bir organizasyondur. Karşısındaki hedefin zorluğunun yanı sıra, IMF baika bir problemle daha karşı karşıyadır: CIA başkanı Hunley, disiplinsiz olduğuna inandığı, tesadüfen başarı kazandığını düşündüğü (gerçekten bu kısmı tartışılır) ve finansal gerekçelerle IMF'yi tasfiye etmek istemektedir. Anti-IMF organizasyonla başa çıkma arifesinde devlet desteğini kaybeden IMF ajanları haklarındaki arama kararına rağmen kendi imkanları ile Sendika'nın peşine düşerler.
 
Bu serinin ilk filmi 60'lı yıllarında "Mission: Impossible" adlı bir televizyon dizisinden ilham alınarak sinemaya uyarlanmış ve tahminimce büyük bir gişe hasılatı yakalayınca devamı getirildi. Farklı yönetmenlerle çekilen filmlerin sonuncusu olan Rogue Nation'un yönetmenliğini ve senaristliğini "Valkyrie" ve "Edge of Tomorrow" filmlerinin senaristliğini yapmış olan  Christopher McQuarrie üstleniyor. Oyuncuları ise, Tom Cruise, Jeremy Renner, Rebecca Ferguson ve Simon Pegg. Eğlenceli bir film, eğer vaktiniz varsa izlemenizi tavsiye ederim. Özellikle Viyana Operası bölümü hem görsel hem de aksiyon olarak en etkileyici sahnelerden biriydi.
 
- Let me guess. Presumed dead?
- Well tonight, I just made it official.

3 Ağustos 2015 Pazartesi

Mad Max: Fury Road - 2015

Mad Max serisinin dördüncü filmi olan Fury Road (Öfkeli Yollar) uzun zaman alan çekim aşamasından sonra tamamlanarak gösterime girdi. Filmi ilginç kılan unsur otuz yılı aşkın bir süredir aynı yönetmenle aynı seriyi devam ettiriyor olması. Mad Max (Çılgın Max) serisinin ilk filmi 1979 yılında Avustralya'da çekilmiş ve Mel Gibson'un dünyaca tanınmasını sağlamıştır. Serinin devam filmleri Mad Max 2 - The Road Warrior (Yol Savaşçısı) ve Mad Max 3 - Beyond Thunderdome (Gökkubbenin Ardında) sırasıyla 1981 ve 1985 yıllarında yine Mel Gibson ile çekilmiştir. Ancak muhtemelen yaş engelinden, son filmde Çılgın Max rolünde Mel Gibson'u değil, Tom Hardy'yi görüyoruz. Serinin ilk üç filmini izlemediğim için konunun devam mı ettiği yoksa bağımsız hikayelerden mi oluştuğu konusunda yorum yapamıyorum, ama bilim-kurgu türünü seven kişilerin filme rahatlıkla uyum sağlayacağından eminim. Post-apokaliptik (kıyamet sonrası kurguları) türünün en önemli örneklerinden olan bu serinin dördüncü filminde çölleşmiş dünyanın engin bozkırında temposu hiç düşmeyen bir kaçma-kovalama anlatılıyor. Her zaman bireysel yaşamayı seçen ve kendini kurtarmak dışında bir motivasyonu olmayan Max hasbelkader kendini zalim lider Immortan Joe'dan kaçan bir grubun içinde bulur. Grubun başındaki Furiosa ile ilk başta anlaşamasalar da, her ikisinde de bulunan "kaçıp kurtulma dürtüsü" nedeniyle bir süre de olsa birlikte hareket etmeleri gerektiği kanaatine varırlar. Immortan Joe'nin kendisinen çalınanı geri almaktan hiç vazgeçmemesi üzerine bitmeyecekmiş gibi uzanan kum denizinde tamamen bir görsel şölene dönüşen kaçma-kovalama-çatışma sahneleri filmi başarılı bir aksiyon filmine dönüştürecektir.

Filmin yönetmeni diğer serinin diğer filmlerinin de yönetmenliğini yapmış olan George Miller, oyuncuları ise Max rolünde Tom Hardy, Furiosa rolünde ise başarılı oyuncu Charlize Theron. Her ne kadar filme adını veren Max olsa da, bu filmde en etkili ve akılda kalan karakterin Furiosa olduğunu kabul etmek gerek. Oyunculuk ve aksiyon sahnelerindeki başarısı sebebiyle mutlaka izlenmesi gereken bir film olduğunu düşünüyorum, zaten türünün sevenleri filmi çoktan izlemişlerdir.

Max: You know, hope is a mistake. If you can't fix what's broken, you'll, uh... you'll go insane.

My name is Max. My world is fire and blood. Once, I was a cop. A road warrior searching for a righteous cause. As the world fell, each of us in our own way was broken. It was hard to know who was more crazy... me... or everyone else.

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Self / Less - 2015

Son yıllarda bilimkurgu filmlerinin çıtası çok yukarıdayken, böyle filmler görmek hüzün verici oluyor. Konusu itibariyle farklı olsa da, filmin işleniliş tarzı ve temellendirilmesi bana göre çok eksikti. Filmde görünüş itibariyle 60'lı yaşlarının sonunda ve kanser hastası (ölmek üzere) bir adamın çok gizli bir şekilde yürütülen "beden nakli" operasyonunu kabul etmesi ve sonrasında yaşadığı ikilemler anlatılıyor. Çok hırslı ve zengin bir adam olan Damien, iş hayatında acımasız ve aile ilişkilerinde berbattır. Yaşlanmanın da getirdiği bir hayata bağlanma psikolojisiyle, oldukça pahalı olan bu operasyonu kabul eden Damien, yeni bedene girdikten sonra operasyon konusunda yeterince bilgilendirilmediğini fark eder ve kafasında bazı konularda şüpheler belirir. Yaşadığı halüsinasyonlar ve yaptığı araştırmalar da bu şüpheleri güçlendirecek nitelikte olunca, Damien ile operasyonu yapan gizli ekip arasında bir kaçma-kovalama başlar. Filmin buradan sonrası bir aksiyon ve vicdan muhasebesi şeklinde geçiyor. Aksiyon sahnelerini başarılı buldum ancak filmin her soruya yanıt veren güçlü bi kurgusu olduğu söylenemez. Zira filmin asıl noktarı olan "öz"ün başka bir bedene transferi bilimsel veya felsefik, hiçbir açıdan temellendirilmiyor. Yalnızca bedenler MR makinesi gibi bir şeyin içine alınıyor ve diğer sonuca geçiyoruz. Hem bilimsel birkaç teori hem de "Tanrı"yı oynamanın getirdiği bazı tartışmaların filmde anlatılmasını beklerdim.
 
Yönetmenin Hint asıllı olmasından kaynaklanıyor olsa gerek, ben filmde bir "reenkarnasyon" izlenimi aldım (öz kaybolduğunda size ne olduğunun da bir açıklaması yok). Tam olarak ruhun bir beden ölünce başka bedene girmesi şeklinde olmasa da, canlı bedenin bir taşıyıcı olduğunu vurgularcasına, "öz" ön plana çıkarılmış (bu konuyu daha uzun tartışabilirim). Filmin yönetmenliğini ilk olarak 2000 yılında Jennifer Lopez'in oynadığı "Hücre" filmi ile tanınan ve fantastik filmleriyle bilinen Tarsem Singh yapıyor. Filmin oyuncuları ise Ryan Reynolds, daha önce birkaç filminden bahsettiğimiz Ben Kingsley ve Latin kadın oyuncu Natalie Martinez. Daha önce de belirttiğim gibi, film bir kaide üzerine temellendirilmemişti ancak bu Tarsem Singh'in başka bir filmini izlememe engel olmayacak.

"You built an empire from the ground up. People will insist that your buildings make you immortal. Now, as you slip away, do you feel immortal? ... We offer humanity's greatest minds more time to fulfill their potential. Designed to offer you the very best of the human experience."

7 Temmuz 2015 Salı

Jurassic World - 2015

1991 yılında Michael Crichton tarafından yazılan romanın 1993 yılında Steven Spielberg tarafından sinema filmi olarak çekilmesiyle tüm dünyada bir "dinozor" furyası başlamıştı. Tabi, yaşım itibariyle hayal meyal anımsadığım bir dönem olsa da, oyuncaklar, maketler, yapbozlar, etiketler üzerinden çocukların hoşuna giden bir piyasa oluşturulduğunu fark etmemek mümkün değildi. Dolayısıyla kendi yaş grubumdan pek çok kişinin Jurassic World'u büyük bir heyecanla beklediğinden eminim :). Jurassic World, bir önceki film gibi Kosta Rika yakınlarındaki Isla Nublar adasında geçiyor, ancak isminden de anlaşılacağı üzere, artık sıra dışı bir park olmanın çok ötesinde, burada her yıl milyonlarca kişinin ziyaret ettiği teknoloji ve eğlencenin iç içe olduğu büyük bir dünya yaratılmış. Ancak bir sorun var ki, o da ziyaretçi sayısının her yıl azalması. Buna çözüm bulmak amacıyla, parkın sahibinin de talimatıyla melez dinozor türleri üretilir ve insanların ilgilerinin sürekli canlı tutulmasına çalışılır. Dünyada var olan hayvan türlerinin de genlerinin kullanılmasıyla yeni yaratılan bir dinozor türünün tahmin edilemeyecek şekilde tehlikeli ve zeki olmasının ardından bir de kafesinden kaçmayı başarmasıyla adada çok ciddi bir sorun baş gösterir. Öyle ki, bu yeni üretilen Indominus Rex (T-Rex'ten çok daha büyük bir yaratık), yarı raptor olmasının yanında bir tür kurbağa geniyle kamufle olma ve yılan geniyle termal ısı algılama yetisi ile adadaki insanlar için büyük bir tehlike arz etmektedir.

Sevilse de sevilmese de, sinema tarihinin önemli serilerinden olan Jurassic Park serisinin son filmi Jurassic World'un yönetmeni Safety Not Guaranteed filmiyle tanıdığımız Colin Trevorrow. Film kullandığı görsel efektler ve bilim-kurgu unsurlarıyla zevkle izleniyor, sırf bu yüzden bazı klişe sahneleri ve zorla araya sıkıştırılan romantizmi bile affedebiliyorsunuz :). Filmin gişe amaçlı çekilmiş olduğu yönündeki eleştirileri bile göz ardı edebilirsiniz, zira size eğlenceli birkaç saat vadediyor.

"Nothing in Jurassic World is natural, we have always filled gaps in the genome with the DNA of other animals. And if the genetic code was pure, many of them would look quite different. But you didn't ask for reality, you asked for more teeth."

28 Mayıs 2015 Perşembe

Jupiter Ascending (Jüpiter Yükseliyor) - 2015

Dünyayı öyle hayal edin ki, kimsenin farkında olmadığı "Uzaylılar" tarafından tabiri caizse "Sims" oyunu gibi yönetiliyor. Tam anlamıyla böyle olmasa da, filmi anlamak açısından fikir verebileceği için bu örneği seçtim. Rahatlıkla tahmin edebileceğiniz üzere film bilim-kurgu (aksiyon sahneleri de çok fazla). Ancak üzülerek belirtmek isterim ki, bilim-kurgu filmlerden hoşlanan kişileri memnun edecek bir film çıkmamış ortaya (çıtanın ne kadar yukarıda olduğu da düşünürsek). Filmin ana kahramanı, gökbilime ilgi duyan babasının fikri ile adı "Jüpiter" olan genç bir kız. Rus kökenli bir ailenin kızı olan Jüpiter, doğum tarihindeki yıldızların hareketine göre "kaderinde büyük olaylar yaşanacak olan" bir kızdır ancak gelin görün ki Amerika'da tuvalet temizlemektedir. Artık hayattan pek beklentisi kalmamış ve insanlara güvenmekte zorlanan kendi halinde bir kız olarak yaşarken birdenbire "seçilmiş" kişi oluverir. Güneş sistemindeki gezegenleri paylaşmış olan "insan görünümündeki" uzaylı bir saltanat ailesinin Dünya'yı kendi mülkiyetlerine geçirebilmek için sürdürdükleri iktidar savaşında en büyük rakipleri bazı sebeplerden dolayı Jüpiter'dir. Farkında olmadan oldukça tehlikeli olayların ortasına düşen Jüpiter'in tek güvenebileceği insan genetik bir mühendislik sonucu savaşçı-asker olarak yaratılan karı kurt-yarı insan Caine'dir. Ancak hızlı akan bağlantısız sahnelerden olsa gerek, olaylar ne zaman bu boyuta geliyor, işte ona cevap veremiyorum.

Filmin yönetmenleri Matrix üçlemesinden ve pek çok başarılı filmlerden tanıdığımız Wachowski kardeşler (Andy & Lana Wachowski). Matrix serisini hatrına eminim bu filmi çok izleyen olmuştur, ancak ne düşündüler gerçekten merak içindeyim. Filme büyük bir bütçe ayrıldığı başarılı aksiyon sahnelerinden belli oluyor, onun hakkını vermek lazım ancak konu itibariyle en az on yıl geride kalmış klişelerle dolu bir filmin 2015 yılında Wachowski kardeşler tarafından senaryolaştırılarak bilim-kurgu filmi adı altında sunulması bende bir hayal kırıklığı yaşatı açıkçası. Caine'nin Jüpiter'i defalarca düşerken tutması (müneccim galiba) ya da akıl almaz boyutlarda teknolojik ilerleme yaşamış diğer gezegenlerdeki bürokratik sakatlıklar gerçek dışıydı.

Ek olarak, filmin oyuncuları Jüpiter rolünde Mila Kunis, Caine rolünde ise Channing Tatum ancak bir yerde sempatik Sean Bean de yüzünü gösteriyor. Güzel bir spolier, Sean Bean sonuna kadar ölmüyor :).

- "Because a dream is the only way any of this make sense.
- Compared to what? The idea that you're the only intelligent species, on the only inhabitable planet, in a universe so full of planets that you don't even have a number to describe how many there are."

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Avengers: Age of Ultron (Ultron Çağı) - 2015

Yenilmezler'in her serisini heyecanla bekliyorum ancak bu filmi bazı sebeplerden biraz geç izledim (mayıs ayı biraz yoğun geçti). Geç izlemek kanaatimi değiştirmedi tabi; her zamanki gibi yine daha önceki filmleri "aşan" bir yapıt ortaya çıkarılmış. Marvel Comics'in her filminin gişe rekoları kırması ("blockbuster film") bir tesadüf değil, üzerinde düşünülmüş ve  gerçekten şaşırtıcı kurguları var. Daha önce ekip ruhunu tam yakalayamayan Yenilmezler ("Avengers"), bu kez bir arada hareket etmeyi tam anlamıyla başarıyor. Neredeyse bütün kahramanların dahil edildiği operasyonla bu kez daha önce karşılaşmadığımız sürpriz düşmanlar ile savaşılıyor (Ekip: Thor, Iron Man, Kaptan Amerika, Hulk, Hawkeye ve Karadul). Avengers'ın Joker gibi devam eden ve korkulan bir düşmanı yok ancak bu film ile sıra dışı ve güçlü bir rakip yaratılıyor: Ultron (ama fantastik filmlerin "kendi düşmanını kendi yaratma" geleneği yine bozulmuyor). Ultron çizgi roman serisinde Dr. Hank Pym tarafından geliştirilen yüksek zekalı bir robot ancak filmde Tony Stark marifetiyle ortaya çıkan daha ziyade "her yere erişebilen bir yapay zeka" gibi daha gelişmiş ve milenyum çağına uygun şekilde yansıtılmış. Ultron insanlığı kötülükten korumak ve özellikle barışın sağlanması için programlansa da gelişmiş zekasıyla bulduğu çözüm öngörülen planlarla uyuşmayınca bir anda tehdit haline gelir.  Yenilmezler'in Ultron dışında iki rakipleri daha vardır: Quicksilver ve Scarlet Witch (İntikam peşindeki iki özel insan).

Diğer filmlerinden daha çok aksiyon sahnesi içeren film eğlenceli ve sürükleyici bir eser olarak değerlendirilebilir. Loki'nin Asası meselesi, Hulk ile Kara Dul arasındaki anlaşılmaz romantik ilişki ve daha önce özel hayatı konusunda neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz Hawkeye (Şahingöz)'nin kişisel yaşamının tam ortasına girilmesi de benim hoşuna giden detaylardan. Ancak filmin sonlarına doğru Sokovia'nın "yükselişi" (izleyenler ne demek istediğimi anlarlar) bana gerçek dışı geldi. Filmde ne gerçek, zaten fantasik bir film diyebilirsiniz ama bu kahramanlar da (özel yetenekleri) dışında Dünya'nın fizik kuralları çerçevesinde yaşıyorlar sonuçta. Bir de sondaki Sokovia halkını kurtarma operasyonundaki Amerikan klişeleri... Neden olmazsa olmuyor?

Filmin yönetmeni ilk Avengers (2012) filminin de yönetmenliğini yapmış olan Joss Whedon, oyuncu kadrosunda Robert Downey Jr. (Iron Man), Chris Evans (Kaptan Amerika), Mark Ruffalo (Hulk), Jeremy Renner (Hawkeye), Chris Hemsworth (Thor), Scarlett Johansson (Kara Dul) ve Samuel L. Jackson (Nick Fury) gibi tanınan yüzler yer alıyor.

Kaptam Amerika: Kış Askeri
http://sinemubi.blogspot.com.tr/2014/04/kaptan-amerika-ks-askeri-2014.html

X-Men: Geçmiş Günler Gelecek
http://sinemubi.blogspot.com.tr/2014/06/x-men-gecmis-gunler-gelecek-2014.html