23 Mart 2017 Perşembe

Stajyer (Intern) - 2015

Bu filmi Paris'e giderken uçakta izledim (dönerken izlediğim filmden de başka bir yazıda bahsedeceğim). Film hakkında hiçbir fikrim yoktu, diğer filmler arasında bu filmi tercih etmemin nedeni oyuncularının Robert De Niro ve Anne Hathaway olmasıydı. Film günümüz dünyasının çok güncel bir olayını arka planına almış: elektronik ticaret. Internet üzerinde satış üzerine bir şirket için yatırımcı bularak sıfırdan girdiği sektörde bir yıl içinde çok önemli bir konuma gelen Jules Ostin (Anne Hathaway), yardımcılarından birinin tavsiyesi ile değişik bir stajyer programı başlatır. Bu programa göre belli bir yaşın üzerindeki kişilere kısa bir süreliğine staj imkanı verilecektir. Eşinin vefatı ile kendisini iyice işe yaramaz ve yalnız hissetmeye başlayan Ben Whittaker (Robert De Niro) bu programa başvurur ve kabul edilir. E-ticaret üzerine işler yürüten bir şirkette -tahmin edeceğiniz üzere- yaş ortalaması oldukça gençtir. Yetmiş yaşındaki Ben'in bu ortamda hem de aşırı derecede işkolik ve kendisine karşı önyargılı olan patronu Jules Ostin ile birlikte çalışıyor olması işe adaptasyonunun önündeki büyük engellerden biridir. Tabi bununla beraber, hayatı boyunca pek çok insanla tanışmış, önemli işlem yapmış ve tecrübeler edinmiş bir beyefendinin kendisini çevresine ispatlaması da zor olmayacaktır. Yeni teknolojiye uyum sağlayan Ben kendi tecrübelerini de aktararak nesil çatışmasını harika bir potada eritmeyi başarıyor.

Filmin yönetmenliğini "Kadınlar ne İster" (200) ve "Tatil" (2006) filmlerinin de yönetmenliğini yapmış olan Nancy Meyers yapıyor. Aslında yönetmenin filmlerine baktığımızda belirli bir tarzı olduğu anlaşılıyor. Bu arada, film beklediğimden daha iyiydi, hatta bazı gözlemleriyle oldukça ilgimi çekti diyebilirim ("Sitting is the new smoking"). Ancak film "komedi" türü için çekilmiş görünüyor ancak komedi olmayı gerektirecek gibi komik olduğunu düşünmüyorum, yine de ben kendi adıma sıkılmadan izledim. İyi seyirler!

"Nobody calls men "men" anymore. Have you noticed? Women went from "girls" to "women."Men went from "men" to "boys?" This is a problem in the big picture. Do you know what I mean?"

26 Şubat 2017 Pazar

Senden Önce Ben (Me Before You) - 2016

Jojo Moyes'in Senden Önce Ben (2012) kitabını birkaç yıl önce okumuştum. Okurlarının anlattığı gibi çok etkilenmesem de yine de beğenmiştim ayrıca genel beklentinin aksine ters köşe bir sonla bitmesi nedeniyle de takdir etmiştim. Kitap çok beğenilmiş olmalı ki, yakın zamanda filmi de çekilmiş. Haziran 2016'de vizyona giren filmin senaryosu da anımsadığım kadarı ile kitapla aynı paralelde olacak şekilde hazırlanmış. Kitabı okurken hüzünlenmiştim, dolayısıyla filmi izlerken de hüzünlenmediğimi söyleyemeyeceğim. Bir şekilde konusuna aşina olduğunuzu düşünüyorum zaten; film geçirdiği bir trafik kazası sonucu tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkum olan Will'in hayatından kısa bir kesit sunuyor. İşini kaybeden ve iş arayan Louisa Clark ise paraya ihtiyacı olması nedeniyle Will'e bakıcı olarak altı aylığına işe girer. İlk bakışta birbirlerinden asla hoşlanmayan ikili zamanla birbirlerini tanıdıkça yakınlaşırlar. Bu yakınlaşma romantizm kadar dram da getirir. Daha önce fark etmediği yönlerinin farkına varan Louisa, hayatla ve Will ile ilgili bilmediği şeyleri öğrenmeye başladıkça kendisini nasıl bir hüzünlü son beklediği öğrenir. Louisa herkesin kendisinde sevdiği bir yön olan pozitifliği ile her şeyi düzeltmeye ve yoluna koymaya çalışacaktır.

Filmin yönetmeni Thea Sharrock, başrol oyuncuları ile Game of Thrones'dan Khaleesi olarak tanıdığımız bir sima olan Emilia Clarke ve Açlık Oyunlarından Finnick olarak tanıdığımız Sam Claflin. Filmin hafif eğlenceli ilk kısımlarından sonra sonlarına doğru yavaş yavaş dram başlıyor ancak filmdeki dram sahnelerinin kitaba göre oldukça az tutulduğunu söyleyebilirim. Tabi bu bilinçli bir tercih de olabilir. Devam kitabı Senden Sonra Ben'i henüz okumadım ama sinemaya uyarlanacak mı onu da göreceğiz.

"I know we can do this. I know it's not how you would have chosen it, but I know I can make you happy. And all I can say in that you make me... you make me into someone I couldn't even imagine. You make me happy, even when you're awful, I would rather be with you - even the you that you seem to think is diminished - than with anyone else in the world. "

1 Şubat 2017 Çarşamba

Avrupa Birliği 6. İnsan Hakları Film Günleri - 2016


Aslında film günlerini tarihi geçti (5-18 Aralıktaydı) ancak benim amacım burada gösterime girmiş filmler hakkında size kısa bir bilgi vermek (belki izlemek istersiniz). Avrupa Birliği Hukuk Komisyonunda olduğum için bu tür organizasyonları -tümüne katılamasak da- takip ediyoruz. Gösterim yerlerinin Fransız Kültür Merkezi veya Goethe Enstitüsü gibi ulaşılması kolay yerler olması ve film gösterimlerinin ücretsiz olması dolayısıyla bu tür etkinliklere katılım düşündüğünüzden daha zahmetsiz oluyor. 6. İnsan hakları film günleri kapsamında aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 28 Avrupa ülkesinden 40'ı aşkın film gösterime girdi, tabi hepsini izleyemedik. Ancak izleyemesem de konuları itibariyle ilgimi çekenlerden bazıları aşağıdadır, belki bazı platformlardan bulunup izleme olanağın sağlayabiliriz:

- Amal / Caroline Reucker: Suriye'den kaçıp Lübnan'a oradan Almanya'ya uzanan bir savaş ve umudun hikayesi, güncel bir konuya sahip. Filmin menşei Almanya.

- Aylak / Gabor Hörcher: Sorunlu bir çocukluk yaşamış olan asi genç Ricsi'nin kendisiyle ve en çok ihtiyaç duyguğu anlarda yanında olmayan babasıyla yüzleşmesini anlatıyor. Filmin menşei Macaristan.

- Azad / Yakup Tekintangaç: Annesiyle beraber Doğu'dan İstanbul'a göç eden bir çocuğun, Azad'ın hayal gücü üzerine bir film. Filmin menşei Türkiye.

- Demokratlar / Camilla Nielsson: Zimbabwe'de yeni anayasanın yazımı için görevlendirilen iki mıhalifin otuz yıllık dikta rejimi ve ülkenin siyasi geçmişi ile sınavları üzerine bir film. Filmin menşei Danimarka.

- Saate İki Avro / Andrea D'Ambrosio: Güney İtalya'da birbirlerinden başka umutları olmayan iki kadının hüzünlü hikayesi anlatılmaktadır. Filmin menşei İtalya.

- Şekersiz / Saskia Fris: Vücuduyla barışık olmayan ve büyük bir özgüven eksikliği yaşayan Michelle'nin yeniden kendine güvenini kazanma aşamaları anlatılmaktadır. Filmin menşei Hollanda.

- Ziazan / Derya Durmaz: Dört yaşındaki Ermeni kızı Ziazan'ın Ermenistan'dan Türkiye'ye kaça yollardan geçme mücadelesini anlatmaktadır. Filmin menşe ülkeleri Türkiye ve Ermenistan.

Ayrıntılı bilgi ve devam eden etkinliklerin takibi için: www.avrupa.info.tr

6 Aralık 2016 Salı

Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar? - 2016

Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar (Fantastic Beasts Where to Find Them) efsanevi fantasik seri Harry Potter'in yazarı olan J.K. Rowling'in 2001 yılında farklı bir isimle yayınlanmış romanından sinemaya uyarlanan bir filmdir. Zaten Harry Potter serisini izleyenler aradaki bağlantıyı biliyorlardır mutlaka, ancak bu filmin de bazı yerlerinde Hogwarts gibi Harry Potter'ı ilgilendiren tanımlara da atıflar yapılmaktadır. Hikayenin konusu Harry Potter'dan yaklaşık 70 yıl önce ve New York'ta geçmektedir. 1920'li yıllarda geçen hikaye, fantastik yaratıklar hakkında kitap yazan gezgin Newt Scamander'in çevresinde şekillenmektedir. Scamander bir büyüzoolog'dur ve büyülü yaratıkları araştırarak haklarında araştırmalara yapmaktadır. Bu nedenle dünyayı dolaşan Scamander türü yok olma tehlikesi altında olan bazı yaratıkları bavulundaki gizli dünyasında bakım altına almaktadır. Scamander'in bu gezilerinden birinin hikayesi olan bu filmde New York'ta başına gelenler ve karşılaşıtğı olaylar konu edilmiştir. New York'ta katı kurallar çerçevesinde var olma mücadelesi veren gizli büyücüler komitesi ise, normal insanların kendilerini öğrenmemesi için elinden gelen bütün yaptırımları uygulamaya hazırdır. Genç kaşif Scamander'in büyücüler komitesi ile karşı karşıya gelmesinin sonuçlarının nasıl olacağını kestirmek epey güç olacaktır zira zaptedilemez büüyk bir tehlike ortalıkta kol gezmektedir.

Daha önce farklı kaynaklarda J.K. Rowling'in ünlü olmadan önce farklı isimlerle (erkek isimleri ile) bazı kitaplar yayınladığını duymuştum ancak bunu öğrenmek biraz sürpriz oldu diyebilirim. Bu kitabın gelirinin kimsesiz çocuklar için kullanıldığını öğrenmek de benim için şaşırtıcı ancak güzel bir haber oldu. Kitabın konusunun beş filmlik bir seri olarak yayınlanmak üzere Warner Bros tarafından alındığı bazı kaynaklarda yazmaktadır, demek oluyor ki bu filmin devam filmleri de ilerleyen yıllarda ekrana yansıyacak.

Filmin yönetmeni daha önce Harry Potter serisinin de yönetmenliğini yapmış olan David Yates yapıyor. Fantastik yaratıkların bakıcılığını yapan Scamander rolünde ise daha önce burada da bahsettiğim Her Şeyin Teorisi filminin başrolünde oynayan Eddie Redmayne bulunuyor. Filmin diğer oyuncuları, Katherine Waterston, Dan Fogler ve Alison Sudol'dur. Beş filmden oluşacak serinin ilk hikayesi New York'ta geçiyor, izlediğim diğer filmlere göre zayıf ve tam desteklenmemiş bir hikayesi var ancak devamı nasıl olacak bekleyip göreceğiz!

We're going to recapture my creatures before they get hurt. They're currently in alien terrain surrounded by millions of the most vicious creatures on the planet; humans

28 Kasım 2016 Pazartesi

Ekşi Elmalar - 2016

Uzun zamandır sinemaya gitmediğimi fark ettim, bu nedenle alışveriş merkezinde bulunduğum süre açısından en uygun film bu olduğu için Ekşi Elmaları izlemeyi tercih ettik.  Film uzun bir zamana yayılmış (Hakkari'den Antalya'ya), tespit ettiğim kadarıyla 1970'lerin sonu ve 90'lı yılların ortasına doğru ilerliyor. Filmde Hakkari'de bir kasabanın belediye reisi olan Aziz Özay'ın hayatından bir kesit sunulmaktadır. Sert mizacıyla tanınan Reis beyin bu özelliğinin yanında yaşadığı yörde meşhur iki özelliği daha vardır: emek emek yetiştirdiği elma bahçesi ve evlenme çağındaki üç kızı. Yaşadığı kasabada tanınan ve saygı duyulan birisi olan reisin hayatı yanında kızlarının yaşadıkları, kızlarının evlilikleri ve kasabalının hayatı yavaş yavaş değişirken kendilerinin de bu durumdan ne derece etkilendikleri de anlatılmaktadır. Bir anlamda siyasetçi olan reisin çevresinde dönemin siyasi ve toplumsal olaylarına değinilerek yöredeki halkın günlük yaşam temposu da filmde yer buluyor. Filmin ilk yarısında var olan hızlı tempo ve komedi unsurları ikinci yarıda biraz daha durağanlaşarak dramatik unsurlara yerini bırakıyor. Bu nedenle filmin ikinci yarısının ilk yarısına göre biraz sıkıcı olduğunu söyleyebilmek mümkün.

Filmin hem senaryo yazarı hem de başrol oyuncusu Yılmaz Erdoğan, diğer rollerde ise Zeynep Farah Abdullah, Şükran Ovalı, Songül Öden, Şükrü Özyıldız, Ersin Korkut ve Devrim Yakut bulunuyor. Film çok renkli ve cıvıl cıvıl başlıyor ancak ilerledikçe hem renkleri hem de neşesi yavaş yavaş soluyor. Hem komedi hem de dram unsurlarını barındırması nedeniyle izleyiciye çeşitli duyguları yaşatıyor. Mekanları ve oyuncuların kostümlerini çok beğendim, ancak oyunculuk/filmin özgünlüğü açısından çok başarılı bulmadım (Kelebeğin Rüyası'nı daha çok beğenmiştim). Vaktiniz varsa izlenebilir, iyi seyirler!

''Ancak bugünü hayal edecek kadar aklı olanlar yarının sahibi olamazlar.''

26 Ekim 2016 Çarşamba

Beyoğlu'nun Arka Yakası - 1987

Tarık Akan'ın vefat etmesindan sonra kendisinin oynadığı ve izlemediğim filmlere merak saldım. Çocukluğumuzda televizyonda sürekli yayınlanan filmler sayesinde Yeşilçam'a oldukça hakimiz ancak ben -kendi adıma- 80'lerde çekilen Türk filmlerinin birçoğunu izlemedim. Beyoğlu'nun Arka Yakası da izlemediğim (hatta Tarık Akan'ı araştırana kadar bilmediğim) filmler arasındaydı. Filmin ana karakteri iki çocuğu ve karısıyla mutsuz bir hayat süren devlet memuru Haydar Rıza. Maaş aldığı gün karısıyla kavga eder ve içinde bulunduğu psikolojinin de etkisiyle evi terk eder. Geceyi değerlendirmek üzere Beyoğlu'na giden Haydar Rıza bir anda karanlık ve gizemli arka sokaklarda kaybolur. Burada belki de hayatında karşılaşmadığı insan tipleriyle karşılaşır. Evdeki kavgasını unutmak için keyifli bir gece geçirmek isterken, maaşını üçkağıtçılara kaptırır, aşırı derece içer, tanımadığı bir kadına aşık olur, ayağından bıçaklanır vb. Beyaz bir siluetin peşinden onu yaşadığı berbat hayattan çekip çıkaracakmış gibi bütün gece koşar. Sanki gerçek değil de bir ilacın etkisinde gördüğü halüsinasyonlar gibi yaşadığı gece çeşitli tehlikeler atlatılarak ummadığı bir yerde sona erer.

Filmin yönetmeni, "Yılanların Öcü" ve Yılmaz Güney ile beraber çektiği "Yol" filmi ile tanınan Şerif Gönen, oyuncuları ise, Haydar Rıza rolünde Tarık Akan, Oya Aydoğan ve Erdal Özyağcılar. Her ne kadar filmin adı ilgi çekse de, film biraz amatörce geldi bana. Bir gecede çekilmiş gibiydi ve karanlık sahneler içermekteydi. Olaylar da çok hızlı aktığı için bir anda ne oldu ne bitti anlayamadım. Konusu itibariyle de izleyiciyi merakta bırakırken aynı zamanda rahatsız eden bir içeriği vardı. Merak ediyorsanız izleyebilirsiniz, iyi seyirler!

"Yeter! Konuşacağım ve sen de beni dinleyeceksin. Hayatımız hep evde geçiyor. İşten eve evden işe. Bir akşam yemeğe mi götürdün? Bir gün eve çiçekle mi geldin? Evlendik her şey bitti değil mi? Alyansını bile kaybettin. Alıp da takmadın yenisini..."

21 Ekim 2016 Cuma

Godfather (Baba) Part III - 1990

Bu kez devam filmi için yıllarca beklenmiş, serinin ikinci filmi 1974 yılında çekilmesine rağmen, üçüncü film 1990 yılında gösterime girmiş.

20 Ekim 2016 Perşembe

Godfather (Baba) Part II - 1974

İlk filmi izleyince devam filmlerini de izlememek olmazdı tabi :). En uygun zamanda serinin ikinci filmi ile devam ettim. İlk film çok beğenilince, ikinci film hemen ardından (sadece iki yıl sonra) kitabın yazarı Mario Puzo ve ilk filmin yönetmeni Francis Ford Coppola ile ortak kurgulanan senaryodan beyazperdeye aktarılmıştır. Film ara sıra anımsamalar şeklinde (flashback) Vito Corleone'un Amerika'ya ilk geldiği yıllara ve gençliğine gönderimlerde bulunsa da, ikinci filmde hikaye ilk filmin bıraktığı yerden devam etmektedir (Michael Corleone mahkemede aile işleri ile ifade vermektedir). Ailesinin mafya işlerini tasvip etmeyen ve kendine özgü bir adalet anlayışı olan Michael Corleone, yaşadıkları olumsuz olayların da etkisiyle kendisini bir anda mafyavari işlerin tam ortasında bulur. Belki de kaderinden kaçamayacağını kabullenmiştir (kim bilir). Michael Corleone olaylar arasında kolayca neden-sonuç ilişkisi kurabilen muhakeme yeteneği sayesinde mafya dünyasında inanılmaz bir güce ulaşır. Aynı zamanda hedef haline gelmesi nedeniyle kendisinin ve ailesinin de hayatlarını korumak zorundadır. Bu mecburiyet kendisini hayatı boyunca tasvip etmediği aksiyonları almaya yönlendirir (öyle ki kendisine bile itiraf edemez). Her ne kadar soğukkanlılıkla kararlar alıp uygulasa da, yaptığı işlerin psikolojik baskısı altında ezilen Michael Corleone, hayatına yalnızlık ve mutsuzluğun yavaş yavaş hakim olduğunu fark eder.

Filmin yönetmeni daha önce de bahsettiğimiz Francis Ford Coppola yapmaktadır, oyuncuları ise Al Pacino (Michael Corleone), Diane Keaton (Kay Adams), Robert Duvall (Thomas Hagen) ve bir  sürpriz isim Robert De Niro. İlk filmde yaşlılık hali Marlon Brando tarafından canlandırılan Vito Corleone karakterinin flachback'ler ile anlatılan gençlik karakteri Robert De Niro tarafından canlandırılmıştır. Kısa süreli bir rolü de olsa, Bu rol Robert De Niro'ya Oscar kazandırmıştır. Film en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi uyarlama senaryo ödüllerinin de içinde bulunduğu toplamda altı dalda oscar kazanmıştır. Film eleştirmenler tarafından önceki filminden daha başarılı olan devam filmlerinden biri olarak kabul edilmiştir. İlk film hakkındaki yazıda da bahsettiğim gibi, bu seri Amerika Birleşik Devletleri Kongra Kütüphane'si tarafından kültürel, tarihi ve estetik olarak öneli filmler arasında seçilerek muhafaza edilmiştir.

"My father taught me many things here - he taught me in this room. He taught me: keep your friends close, but your enemies closer."

14 Ekim 2016 Cuma

Godfather (Baba) Part I - 1972

Sinema tarihinin en bilinen filmlerinden olmalı Baba (Godfather) serisi. Mario Puzo'nun çok satan "Godfather" kitabından sinemaya uyarlanan  film çıktığı yıl büyük bir ilgi uyandırmıştır. Herkesin malum olduğu üzere, film New York'ta yaşayan güçlü bir İtalyan mafya ailesinin hikayesini konu etmiştir. Film kronoloji olarak İkinci Dünya Savaşı'nın bitişi ile başlamakta ve sonraki on yıllık dönemi kapsamaktadır. Don Vito Corleone ve ailesi New York'ta yaşayan meşhur bir ailedir ve kentin önde gelen birkaç ailesi ile beraber yeraltı işlerini idare etmektedir. Corleone ailesinin özelliği Vito Corleone'nin bazı prensiplere shaip olması (uyuşturucu gibi işlere bulaşmayı reddetmektedir) ve politikacılardan ve hukukçulardan oluşan geniş bir çevreye sahip olmasıdır. Vito Corleone uyuşturucu gibi daha tehlikeli işlere adının karışması halinde politikacılarla olan ilişkilerinin zedeleneceğini düşünmektedir. Uyuşturucu işleri için Corleone ailesinin desteğini talep eden "Türk" lakaplı Solozzo ise bu reddedilmenin bedelini arkasına aldığı önce gelen bir başka aile ve polis güçleri ile ödetmeye girişir. Zor bir dönem yaşana Corleone ailesi bu savaştan en az hasarla çıkmaya çalışacaktır. Bu arada aile işlerini asla tasvip etmeyen Michael Corleone (Al Pacino) bir anda kendini olayların içinde bulacaktır. Sonrası ise "Let the war being".

Filmin yönetmenliğini üçlemenin tüm filmlerinin yönetmenliğini yapmış olan Francis Ford Coppola yapmaktadır, tanınmış oyuncuları ise Marlon Brando, Al Pacino, James Caan ve Diane Keaton'dur. Bu film Marlon Brando'ya en iyi erkek oyuncu, Mario Puzo'ya en iyi uyarlama senaryo oscarını kazandırmıştır. Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nde sinema tarihinin gelmiş geçmiş en iyi filmleri arasında giren Godfather Serisi, IMDB'de en iyi filmler listesinde de üst sırada yer almaktadır. Amerikan Film Enstitüsü filmi en iyi 100 Amerikan filmi listesine almıştır. Ayrıca 1990 yılında "kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli filmler" arasına alınarak ABD Ulusal Film Arşivi'nde muhafaza edilmektedir. İlginç bir bilgi olarak, filmin Türkiye'de en çok izlenen yabancı film olma özelliğini de taşımakta olduğu söylenmektedir.

"..Only don't tell me you're innocent. Because it insults my intelligence and makes me very angry..."

22 Eylül 2016 Perşembe

Sabit Kanca 2 - 2014

Daha önce televizyonda gösterime girdiğinde Sabit Kanca'yı izlemiştim ve şu an ilk filmin senaryosunun tamamını anımsayamasam da eğlenceli bulduğumu anımsıyorum. Her soruya verdiği hazır cevaplarla ünlenen Sabit Kanca'nın filmdeki keskin zekası ve bitmeyen espri yeteneğini beğenmiştim. Bu nedenle boş vakit bulunca ikinci filmi de izlemek istedim ancak bu filmi pek beğenmediğimi söylemek zorundayım. İlk filmdeki komik ve zeki Sabit Kanca burada hazırdan geçinen bir çöpçatana dönüştüğü için de sevmemiş olabilirim. Filmde Sabit Kanca'nın ev sahibi ve libidosu biraz yüksek bir beyefendi televizyonda evlilik programında gördüğü Rencide Hanımla ile evlenmek istemesi üzerinde Sabit Kanca'nın bu ikilinin aralarını yapması anlatılıyor. Aslında bu tür işlere vakit harcamak istemeyen Sabit Kanca, ev sahibine var olan birikmiş kira borçlarının karşılığında buna razı olur. Ancak Rencide Hanımın ev sahibi beyefendiyi beğenmemesi işleri biraz daha zorlaştıracaktır. Bunun yanında Rencide Hanımın kızı Zeliş'e aşık olan (tabiri caizse belalı) bir adamın da kendi planlarını uygulaya koymasıyla olaylar birbirine girer. Olayların ortasında kalan ve tek aklı selim insan olan Sabit Kanca'nın işleri yoluna koyması gerekmektedir.


Bu filmin ilk film ile çokça sevilen Sabit Kanca karakterinden dolayı çekildiğini tahmin ediyorum ancak ilk film gibi eğlenceli-absürd bir senaryosu olmadığı için biraz eğreti olmuş. "Genius" olarak tanıtılan bir karakterin kira borcu karşılığı gönül meselesi çözmekle uğraşması ikinci filmin sevilmemesinin nedeni kanaatimce. Filmin yönetmenliğini ilk filmin de yönetmenliğini yapmış olan Alper Mestçi yapıyor, oyuncuları ise Sabit Kanca rolünde İsmail Baki Tuncer, Turabi Çamkıran, İrfan Arslanhan ve Damla Ersubaşı. Boş vaktiniz varsa izleyebilirsiniz.