DRAM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DRAM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2017 Pazar

Senden Önce Ben (Me Before You) - 2016

Jojo Moyes'in Senden Önce Ben (2012) kitabını birkaç yıl önce okumuştum. Okurlarının anlattığı gibi çok etkilenmesem de yine de beğenmiştim ayrıca genel beklentinin aksine ters köşe bir sonla bitmesi nedeniyle de takdir etmiştim. Kitap çok beğenilmiş olmalı ki, yakın zamanda filmi de çekilmiş. Haziran 2016'de vizyona giren filmin senaryosu da anımsadığım kadarı ile kitapla aynı paralelde olacak şekilde hazırlanmış. Kitabı okurken hüzünlenmiştim, dolayısıyla filmi izlerken de hüzünlenmediğimi söyleyemeyeceğim. Bir şekilde konusuna aşina olduğunuzu düşünüyorum zaten; film geçirdiği bir trafik kazası sonucu tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkum olan Will'in hayatından kısa bir kesit sunuyor. İşini kaybeden ve iş arayan Louisa Clark ise paraya ihtiyacı olması nedeniyle Will'e bakıcı olarak altı aylığına işe girer. İlk bakışta birbirlerinden asla hoşlanmayan ikili zamanla birbirlerini tanıdıkça yakınlaşırlar. Bu yakınlaşma romantizm kadar dram da getirir. Daha önce fark etmediği yönlerinin farkına varan Louisa, hayatla ve Will ile ilgili bilmediği şeyleri öğrenmeye başladıkça kendisini nasıl bir hüzünlü son beklediği öğrenir. Louisa herkesin kendisinde sevdiği bir yön olan pozitifliği ile her şeyi düzeltmeye ve yoluna koymaya çalışacaktır.

Filmin yönetmeni Thea Sharrock, başrol oyuncuları ile Game of Thrones'dan Khaleesi olarak tanıdığımız bir sima olan Emilia Clarke ve Açlık Oyunlarından Finnick olarak tanıdığımız Sam Claflin. Filmin hafif eğlenceli ilk kısımlarından sonra sonlarına doğru yavaş yavaş dram başlıyor ancak filmdeki dram sahnelerinin kitaba göre oldukça az tutulduğunu söyleyebilirim. Tabi bu bilinçli bir tercih de olabilir. Devam kitabı Senden Sonra Ben'i henüz okumadım ama sinemaya uyarlanacak mı onu da göreceğiz.

"I know we can do this. I know it's not how you would have chosen it, but I know I can make you happy. And all I can say in that you make me... you make me into someone I couldn't even imagine. You make me happy, even when you're awful, I would rather be with you - even the you that you seem to think is diminished - than with anyone else in the world. "

2 Şubat 2015 Pazartesi

Her Şeyin Teorisi - 2014

Anladığım kadarıyla film henüz Türkiye'de vizyona girmemiş ancak yapım yılı 2014 olduğu için bizim için bulup izlemek zor olmadı. Biyografi - dram türünde bir yapım olan "The Theory of Everything" bilim ve teknolojiye önemli katkıları olan İngiliz bilim adamı (fizik alanında) Stephen Hawking'in hayatını anlatıyor. Aslında filmde "hayat"ını anlatmasından ziyade, hayatının bir kesitini veriyor da denilebilir. Zira hem Stephen Hawking hala hayatta hem de film üniversite öğrencilik yıllarından sonraki hayatına odaklanıyor. Cambridge Üniversitesinde Kozmoloji üzerine doktora yapan Hawking evren üzerine geliştirdiği zekice teorilerle dikkat çekerek zamanla dünyada ünlü bir bilim adamı haline geliyor. Biz normal insanlar -elbette- anlamayacğaımız için filmin odak noktası Hawkng'in akademik hayatı ve teorileri değil daha ziyade ilk eşi ile olan tanışma-arkadaşlık-evlilik üzerine kuruluyor. 1965 yılında evlendiği Jane Wilde ile uzun bir evliliği olan Hawking aynı zamanda bu eşinden üç çocuk sahibi oluyor. Filmde Hawking'in özel hayatına dair anlatılan her şey gerçek midir bilemiyorum (muhtemelen öyledir) ancak evlilikleri her ne şekilde biterse bitsin, Jane Wilde'ın Hawking'in hayatındaki olumlu etkisi ve özverisi tartışılamaz. Öğrencilik yıllarında ALS teşhisi konulan ve 2 yıllık ömür biçilen (kendisi hala hayattadır) Hawking'i hayata bağlayan kişi Jane Wilde'dır (While there is life, there is hope).

Filmin yönetmenliğini "Teldeki Adam", "Proje Nim" ve "Gölgede Dans" filmlerinin de yönetmenliğini yapmış olan James Marsh üstlenmiş olup,  başrollerde Eddie Redmayne (Stephen Hawking), Felicity Jones (Jane Wilde) ve Emily Watson (İsobel Hawking) yer alıyor.

Jane: What's cosmologist?
Stephen: It is a kind of religion for intelligent atheists.
....
Jane: So, what do cosmologists worship then?
Stephen: A single unifying equation that explains in the universe.
Jane: Really? So, what is the equation?
Stephen: That is the question.

19 Ocak 2015 Pazartesi

The Judge (Yargıç) - 2014

Ön plana hukuk ve yargılamayı alsa da aslında aile içi hesaplaşmaları ve geçmişte saklı kalan sırları ortaya çıkaran bir film. Bu şekilde bakınca konu itibariyle oldukça klişe görünüyor ancak filmi izlemekten zevk aldım zira pek çok sahnenin mahkeme salonunda geçmesi ve oyuncuların performansı dikkat çekiciydi. Ana karakterlerden birisi Hank Palmer ("Robert Downey Jr") Chicago'da yaşayan ve "vicdanının sesini susturmuş" olan bir avukattır. Şeytanın avukatlığını yaptığı çok önemli bir duruşma öncesi annesinin vefat ettiği haberini alır ve yıllardır gitmediği doğup büyüdüğü kasabaya annesinin cenaze töreni için gider. Yıllardır arayıp sormadığı Yargıç babası Joseph Palmer ("Robert Duvall") ve kardeşleri Glen ve Dale ile olan karşılaşmasını kısa keserek bir an önce Chicago'ya dönmek isteyen Hank Palmer kasabada oldukça tanınan ve kendi adaletini uygulayan yargıç babasının bir cinayet suçlamasıyla karşı karşıya kalması sonucu kalış süresini uzatır. Bir anda kendisini mahkeme salonunda babasının belki de ölüm-kalım davasında bulan Hank, aynı zamanda erkek kardeşinin kasabaya sıkışıp kalan hayatı ve yıllar önce geride bıraktığı eski sevgilisi Samantha'ın ("Vera Farmiga") iki kişilik yaşamında kendi payını da sorgular. Hank Palmer'in bu kısacık sürede yaşadıkları hiç de kolay olmayacaktır, belki de hayatının en yıpratıcı dönemini geçiren Hank, hayatıyla ilgili önemli kararlar da alacaktır.

Oyuncuların sergiledikleri performans ile pek çok ödüle aday gösterildikleri filmin (Akademi Ödülleri, Altın Ayı, Screen Actors Guild Award, Satellite Award) yönetmeni komedi filmleriyle tanınan David Dobkin. Şangay Şövalyeleri ve Davetsiz Çapkınlar filmleri ile tanınan David Dobkin'in legal-drama'da da başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

Filmde tezatlar çok güzel vurgulanmıştı: "I always represent the guilty, because innocent people can't afford me." (Suçluları savunuyorum çünkü masumların parası beni tutmaya yetmiyor." diyen bir avukat ile hata yapan kişilere ikinci bir şans vermeyen ve hukuk kurallarından ziyade vicdanına göre hareket eden bir yargıçın çatışması. Uzun bir film de olsa, ben pek çok açıdan beğendim, tavsiye ediyorum.

"Biliyor musun, ülkenin yüzde 90’ı hayaletlere inanıyor. Yüzde 3’ten azı evrime inanıyor. Yüzde 35’i Homer Simpson’ı ve kurmaca şehrini tanıyabiliyorken yüzde 1’den azı yaratıcılarının adını biliyor. Ama, 12 Amerikan’ı jüriye oturtup adalet beklediğinde inandığın şeyleri sorguluyorsun...."

4 Kasım 2014 Salı

Unutursam Fısılda - 2014

Sinemaya gittiğimde film başlamadan önce yapılan tanıtımlarda gördüğümde film çok ilgimi çekmişti. Zaten Çağan Irmak sevdiğim bir yönetmen olduğundan, ona ait bir filmin ilgili çekmesi için başka nedenlere ihtiyacı yok :). Bu kez Yeşilçam tarzında (konu ve diğer detaylarıyla beraber) bir film yapmış. Sonuçta Yeşilçam izlemeyi seviyorsanız, bu filmi de beğenmeniz kaçınılmaz, yaşı nispeten daha olgun olanların filmi daha çok sevmesinin sebebinin bu olduğunu düşünüyorum. Zira konu olarak baktığımızda taşra kasabasında yaşayan, büyük hayalleri olan (şarkı söyleyen) bir kız Hatice (Farah Zeynep Abdullah), onun içine kapanık ablası Hanife (Gözde Cığacı), yine aynı şekilde tutkulu bir hayalci olan kaymakamın oğlu Tarık (Mehmet Günsür) ve onların çapraşık aşk üçgeni alıştığımız film tarzını aratmamaktadır. Bu filmi güzel yapan evden kaçıp ünlü olan şarkıcı kız Ayperi'nin olağandışı hikayesi değil bu hikayenin devamını anlatması :). Her zaman mutlu sonla biten ve hayatın zirvesinde bırakılan bir hikayenin ilerledikçe nasıl sonlanacağının  hayal gücüne bırakılmaması bu filmi aynı konudaki diğer filmlerden ayıran yönü olmalı. Bununla beraber, oyuncuların başarısı da filme değer katan başka bir unsur. Hümeyra ve Işıl Yücesoy'u oyuncu olarak izlemek de ayrı bir keyifti (Işıl Yücesoy'da Hümeyra gibi 1970'lerin şarkıcılarından aslında. "Ya seninle ya sensiz" şarkısını çok güzel yorumlamıştır). Yönetmenliğini ve senaristliğini Çağan Irmak'ın üstlendiği yapımda yukarıda saydığımız oyuncuların yanında Kerem Bursin'i de görmek yeni nesli biraz heyecanlandırabilir. 

Film için eleştirdiğim bir nokta 1970'lere ait kıyafetlerin ve karakterlerin biraz abartılmasıydı. Unkapanı gerçeği  ve tesadüflerin zirveye çıkardığı hayat aslında gerçeği yansıtsa da, karakterler her şeyi vermek isteyince biraz yapmacıklık işin içine girmiyor da değil. Tabi, Çağan Irmak yine dram türünden vazgeçmese de, film bana diğerleri kadar dramatik gelmedi. Vaktiniz varsa izlemenizi tavsiye ederim!

"... Çünkü kendimi hür hissetmiyorum."