9 Ağustos 2017 Çarşamba

Mandalina Bahçesi (Tangerines) - 2013

Bu film için, savaş yıllarında geçen, sade ve basit bir hikayenin çarpıcı bir şekilde abartıya kaçılmadan anlatılması diyebiliriz. Dolayısıyla "Mandalina Bahçesi" son zamanlarda izlediğim filmler arasında en çok etkilendiğim film oldu, özellikler "herkesin kendi hikayesi vardır" fikrinin çok ince işlendiğini düşünüyorum. Filmde Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra Kafkasya'da durulmayan suların etkilediği halk birkaç karakter üzerinden anlatılmaktadır. Gürcistan'a yerleştirilen Estonyalı köylüler Abhazya Savaşı'ndan sonra Estonya'ya göç etmişlerdir, köyde yalnızca mandalinalarını hasat edip para kazanmak isteyen iki yaşlı köylü olan Ivo ve Markus kalmıştır (biz öyle biliyoruz en azından). Birisi atölyesinde marangozluk etmekte ve mandalina sandığı üretmekte, diğeri ise bahçesindeki mandalinaları toplayarak sandıklara yerleştirmektedir. Görünürdeki tek sıkıntıları vakit iyice geç olmadan mandalinaları toplamak ve satabilmektir.  Ancak yaşadıkları köyün Gürcü-Çeçen savaşının tam ortasında kalması nedeniyle taraflar arasındaki çatışmalardan da olumsuz olarak etkilenirler. Ivo'nun da Markus'un da bu çatışmaya bulaşmak gibi bir istekleri yoktur, nitekim hem Gürcü hem de Çeçen askerlerine yardım ederek bu savaşın herhangi bir tarafında olmayı istemediklerini gösterirler.

Filmin yönetmenliğini Gürcü yönetmen Zaza Urushadze yapıyor, oyuncuları ise İvo rolünde Estonyalı oyuncu Lembit Ulfsak, Markus rolünde ise yine Estonyalı bir oyuncu Elmo Nüganen. Mandalina Bahçesi, izlemeye alıştığımız yıldızı parlatılan aksiyon dolu kahramanlık filmlerinin yanında durup "savaş" ve "insan olmanın" kavramlarını bize sorgulatacak bir film. Özellikle isimsiz kahramanlar üzerinden oldukça sade bir anlatım ile savaşın tüm kötü yanlarını, acıyı ve çaresizliği net bir şekilde izleyiciye aktarıyor. Oyuncuların da çok iyi bir performans sergilediklerini düşünüyorum, bu nedenle çekimlerin yalnızca birkaç mekanda yapılmış olması bile filmin temposundan bir şey kaybettirmiyor. Bu filmin çok kısa ve net bir özeti var aslında: Savaşın kazananı yoktur! İzlemek isteyenlere mutlaka tavsiye ederim, şimdiden iyi seyirler!

- I will avenge my friend. This is a holy thing for us old man, you don't understand.
- Killing a sleeping man, when he is unconscious, is that a sacred thing too? I didn't know.

1 Ağustos 2017 Salı

Karanlığın Elli Tonu (Fifty Shades Darker) - 2017

Daha önce bu serinin ilk kitabını okuduğumu ilgi uyandırmadığı için devam etmediğimi söylemiştim. İlk filmini de izlediğim için, uygun bir zamanda ikinci filmini de izledim, muhtemelen seriyi yarım bırakmamak adına üçüncü filmini de izlerim. Bir önceki yazımda kitap & film karşılaştırması yapabilmiştim ancak bu yazıda yapamıyorum ama film açısından ilk filmden ne daha iyi ne de daha kötü bir film olduğunu söyleyebilirim. Aslında ikinci filmde tam olarak anlaşılamayan ya da gizemli kalan hikayenin yavaş yavaş şekillendiğini ve anlam kazandığını söyleyebiliriz. Serinin bu filminde, ilk filmde pek de iyi ayrılmayan Anastasia Steele (Dakota Johnson) ile Christian Grey (Jamie Dornan) yaşadıkları tutku dolu anları geride bırakmaya çalışmaktadır. Daha doğrusu Anastasia her anlamda kendi hayatını kurmaya ve Christian'ı unutmaya çalışmaktadır, tabi bu hedefte pek çok yolu denese de her fırsatta karşısına çıkan Christian ile bir noktadan sonra yeniden birlikte olmaya başlarlar. Tutkulu çiftin yeniden bir araya gelmesi beraberinde pek çok zorluğu da getirmiştir. Christian'ın geçmişi henüz peşini bırakmadığı için Anastasia'nın başa çıkması gereken zorlukların sayısı da artmıştır. Zaten duygusal bir ilişkinin içinde boğulmamaya çalışan Anastasia'yı şimdi de kıskançlık krizleri ve Christian'ı kaybetme korkusu beklemektedir.

İkinci filmin yönetmenliğini ilk filmi yöneten Sam Taylor-Johnson yapmıyor, bu kez James Foley'i görüyoruz yönetmen koltuğunda. Bu nedenle mi bilemiyorum ama filmin tarzı da ilk filme göre biraz farklıydı, tamamen erotik veya sadist görüntüler daha azalmış, film biraz daha romantizme kaymış gibiydi. Belirttiğim gibi, serinin ikinci kitabını okumadığım için tam anlamıyla kıyaslama yapamıyorum belki de hikaye romantizme evrilmiştir. Dolayısıyla ilk filmde yaptığım sert eleştirileri yapamıyorum ama film hala vasat bir film, Kim Basinger'dan başka bir şey katamamış kendisine. İzlemek isteyenler için iyi seyirler!

- I hope you're not a sore loser.
- That depends on how hard you spank me.


Grinin Elli Tonu filmi hakkında:
http://sinemubi.blogspot.com.tr/2015/02/grinin-elli-tonu-fifty-shades-of-grey.html

25 Temmuz 2017 Salı

Okja - 2017

Film izleyiciye mükemmel bir endüstriyel hayvancılık eleştirisi sunuyor. Bu nedenle hayvan severlerin bu tür filmleri izlerken üzülmemesinin gerçekten imkanı yok! Açıkçası daha önce izlediğim filmlere hiç benzemeyen bir tür ile karşı karşıyayız. Filmin sessiz kahramanları genleriyle oynanış ve dünyanın farklı yerlerinde yaşayan yerel çiftçilere gönderilmiş mutant domuzlar (süper domuzlar adı verilmiş). Proje sahibi Mirando Corporation'un amacı gönderildikten on yıl sonra bu domuzlardan en besili ve en sağlıklı olanını seçerek şirketin tanıtım yüzü yaparak et endüstrisine girmektir. Şirketin CEO'su Lucy Mirando'nun geçmişte kimyasal tarım maddesi üreten bir şirketin bu kötü imajını silmek için üretip dünyanın farklı yerlerine gönderdiği bu domuzlardan birisi küçük tatlı kahramanımız Mija ile beraber Güney Kore'nin dağ köyünde yetişmiştir. Mija burada dedesi ve Okja adını verdiği süper domuzu ile birlikte yaşamaktadır ve neredeyse tüm hayatını (kendisi on dört yaşında) geçirdiği en yakın arkadaşının başına geleceklere göz yummaya da hiç niyetli değildir. Elinden zorla alınan Okja'sının peşine düşen Mija, hayvan hakları için mücadele eden bir grup genç insan ile birlikte bu şirketin "kurumsal" planını bozmak ve en iyi arkadaşını geri almak üzere harekete geçmiştir. Ancak karşınızdaki yıllar alan projesi için tüm itibarını ortaya koyan bir şirket ise, size destekten daha fazlası gerekmektedir.

Filmin yönetmenliğini Güney Koreli yönetmen Joon-Ho Bong, oyuncuları ise Seo-Hyun Ahn, Tilda Swinton, Jake Gylenhaal ve Paul Dano'dur. Yönetmen Joon-Ho Bong'un tanınmış pek çok filmi varmış ancak henüz başka bir filmini izlemediğim için herhangi bir yorum yapamıyorum. Bu filmini ise çok beğendim hem de hayvan sever bir insan olarak hikayesinden çok etkilendim. Absürt ve antipatik karakterlerin bu kadar evrensel bir hikayede böylesine uyum oluşturduğu bir filme rastlamak çok zor açıkçası. Güzel bir kapitalizm eleştirisi izlemek isterseniz, filmi tavsiye ederim! Daha sonra üzerinde tartışabiliriz, isterseniz.

"Fuck off! We're extremely proud of our achievements. We're very hardworking business-people. We do deals, and these are the deals we do. This is the tenderloin for the sophisticated restaurants. The Mexicans love the feet. I know. Go figure!..."

14 Temmuz 2017 Cuma

Sully - 2016

2009 yılında New York'da Hudson nehrine acil iniş yapan bir uçağın pilotu olan Chesley  Sullenberger'ın otobiyografisinden esinlenilerek çekilmiş bir film "Sully".

30 Haziran 2017 Cuma

"Fi" Dizisi Hakkında - 2017

Daha önce pek çok kez raflarda veya sosyal medyada görsem de, Azra Sarızeybek Kohen'in bu üçlemesini okumamıştım. Nedenini bilmediğim şekilde (belki de kapak tasarımı çok renkli olduğundan) ilgimi çekmemişti. Dizisinin çekildiğini duyunca biraz araştırdım, hem internet dizisi olması hem de oyuncu kadrosu nedeniyle izlemeye karar verdim. Hem konusu hem de dijital olması nedeniyle bazı ilkleri barındıran diziyi beğendim. Türk dizi yapımcılığı açısından bir devrim yaratmış bile diyebiliriz. İlk bölümünün yayınlandığı günden itibaren milyonlarca kez tıklanması elbette bir gösterge değil (muhtemelen meraktan bu kadar çok izlendi) ancak bu kadar ilgi çekmesi de bir anlamda başarılı olduğunu gösteriyor bence. Toplamda on iki bölümden oluşan birinci sezonda olaylar psikiyatrist Can Manay'ın tesadüfen Duru'yu görüp ondan çok etkilenmesiyle başlıyor. İstediği her şeye sahip olacak kudreti olan geçmişi karanlık bu adamın tutkuları için yapabileceklerinin sınırı bulunmuyor. Can Manay ile karşılaştıktan sonra hayatı değişen Duru'nun kendisini, aşkını ve hayatını sorgulayıp yeni arayışlara girmesi de yaşananlar arasında. Can Manay'ın geçmişini ve açığını araştıran patronu ve hırslı gazeteci Özge de olaylara heyecan katan unsurlardan oluyor bir süre sonra. Hikaye sürükleyici bir şekilde akıp gidiyor ve herkes korkularıyla yüzleşiyor.

Dizinin yönetmenliğini Mert Baykal yapıyor, oyuncuları ise Duru rolünde Serenay Sarıkaya, Can Manay rolünde Ozan Güven, sanat sever akademisyen rolünde Mehmet Günsur ve gazeteci Özge rolünde Berrak Tüzünataç. Online dizi izleme platformu PuhuTV'nin ilk orijinal yapımı olan Fi'yi, psikoloji-gerilim senaryoları seviyorsanız izlemenizi tavsiye ederim. Beğeneceğinizi düşünüyorum, ben de "Çi" ve "Pi" senaryoları devam edecekse, izlemeyi planlıyorum. İyi seyirler!

"Dışarıdan delilik olarak görülebilen şeyler, içine girildiğinde hak verilen durumlar haline gelebiliyordu bu hayatta. Sadece bakış açınızı değiştirmeniz yeterliydi."

27 Mayıs 2017 Cumartesi

PK - 2014


Aamir Khan filmlerine özel bir ilgim olduğu için bu hafta sonu izlenecek filmler arasından PK'yi tercih ettim. İyi bir tercih yaptığımı düşünüyorum zira film biraz uzun olsa da konusu itibariyle beni çok etkiledi. Filmde olaylar, dünyaya bir gözlemci gönderirken Hindistan topraklarını tercih eden uzay gemisinden insanlara çok benzeyen çıplak bir adamın inmesiyle başlıyor (Aamir Khan). Dünya ve burada yaşayan insanlar hakkında hiçbir şey bilmeyen bu adam, geri dönebilmek için boynunda asılı olan kumandasını da kaybedince mecburen Hindistan topraklarında hem yaşam savaşı verip hem de kumandasının peşine düşer. Bu arada insanların taleplerini "üstün bir varlık"tan yaptıklarını fark eder ve kendisi de bu "her şeyi bilen ve her şeye kadir üstün varlık"tan kendi kumandasını bulması hususunda yardım olmasını dilemek ister. Ancak bu sırada bir şey fark eder, her insan talebini başka bir tanrıya yapmaktadır. Hindu, Müslüman, Hristiyan, Budist ve diğer dinlere ait cemaatlerin içine karışır ve tanrının peşine düşer. Bu süreçte bir çocuk gibi basit sorular sorarak, insanların dinleri hususunda düşünmediği pek çok konu hakkında cevaplar aramaya başlar. Hikayesinin ilgisini çekmesi nedeniyle kendisine yardım eden bir gazeteci kızın da desteğiyle (Jaggat Janani) dönüş yolunu da bulabileceğini ümit etmeye başlar. Özellikle din felsefesi konusunda kısa bir yolculuğa çıkarken ayrıca bir aşk hikayesi de izlemek istiyorsanız bu film birebir.

Filmi seçerken konusu hakkında hiçbir fikrim yoktu, bu nedenle bana sürpriz oldu diyebilirim. Filmin yönetmeni daha önce Hindistan'ın eğitim sistemini eleştiren "Three İdiots" filminin de yönetmenliğini yapmış olan Rajkumar Hirani, oyuncuları ise, PK rolünde Aamir Khan, Jaggat Janani rolünde Anushka Sharma. Filmin adının neden PK olduğuna gelince... Aamir Khan'ın filmde oynadığı rol o kadar saf ve meraklıdır ki, insanlar onun sarhoş veya deli olduğunu düşünürler. Bu nedenle kendisine "Are you peekay?" yani "Sarhoş musun?" diye sorarlar. Bu nedenle İngilizce okunuşunun kısaltması olması dolayısıyla olsa gerek kendisine "P.K." (peekay) olarak seslenilir. Film içinde yaşadığımız dünyayı, etiketlerimizi, bağnaz duygularımızı olabildiğinde basit şekilde sorgularken aynı zamanda güldürmeyi de başarıyor. Bollywood seviyorsanız izlemenizi mutlaka tavsiye ederim!

"Which god should I believe? You all say that, it's only one god. I say, no... There are two gods. One is the one who created us all. The other one is the one created by people like you. We know nothing about the god who made us all. But the god people like you made is exactly like you... Liar, pretend to act, giving false promises..."

Aamir Khan'ın "Three Idiots" filmi hakkında:

23 Mart 2017 Perşembe

Stajyer (Intern) - 2015

Bu filmi Paris'e giderken uçakta izledim (dönerken izlediğim filmden de başka bir yazıda bahsedeceğim). Film hakkında hiçbir fikrim yoktu, diğer filmler arasında bu filmi tercih etmemin nedeni oyuncularının Robert De Niro ve Anne Hathaway olmasıydı. Film günümüz dünyasının çok güncel bir olayını arka planına almış: elektronik ticaret. Internet üzerinde satış üzerine bir şirket için yatırımcı bularak sıfırdan girdiği sektörde bir yıl içinde çok önemli bir konuma gelen Jules Ostin (Anne Hathaway), yardımcılarından birinin tavsiyesi ile değişik bir stajyer programı başlatır. Bu programa göre belli bir yaşın üzerindeki kişilere kısa bir süreliğine staj imkanı verilecektir. Eşinin vefatı ile kendisini iyice işe yaramaz ve yalnız hissetmeye başlayan Ben Whittaker (Robert De Niro) bu programa başvurur ve kabul edilir. E-ticaret üzerine işler yürüten bir şirkette -tahmin edeceğiniz üzere- yaş ortalaması oldukça gençtir. Yetmiş yaşındaki Ben'in bu ortamda hem de aşırı derecede işkolik ve kendisine karşı önyargılı olan patronu Jules Ostin ile birlikte çalışıyor olması işe adaptasyonunun önündeki büyük engellerden biridir. Tabi bununla beraber, hayatı boyunca pek çok insanla tanışmış, önemli işlem yapmış ve tecrübeler edinmiş bir beyefendinin kendisini çevresine ispatlaması da zor olmayacaktır. Yeni teknolojiye uyum sağlayan Ben kendi tecrübelerini de aktararak nesil çatışmasını harika bir potada eritmeyi başarıyor.

Filmin yönetmenliğini "Kadınlar ne İster" (200) ve "Tatil" (2006) filmlerinin de yönetmenliğini yapmış olan Nancy Meyers yapıyor. Aslında yönetmenin filmlerine baktığımızda belirli bir tarzı olduğu anlaşılıyor. Bu arada, film beklediğimden daha iyiydi, hatta bazı gözlemleriyle oldukça ilgimi çekti diyebilirim ("Sitting is the new smoking"). Ancak film "komedi" türü için çekilmiş görünüyor ancak komedi olmayı gerektirecek gibi komik olduğunu düşünmüyorum, yine de ben kendi adıma sıkılmadan izledim. İyi seyirler!

"Nobody calls men "men" anymore. Have you noticed? Women went from "girls" to "women."Men went from "men" to "boys?" This is a problem in the big picture. Do you know what I mean?"

26 Şubat 2017 Pazar

Senden Önce Ben (Me Before You) - 2016

Jojo Moyes'in Senden Önce Ben (2012) kitabını birkaç yıl önce okumuştum. Okurlarının anlattığı gibi çok etkilenmesem de yine de beğenmiştim ayrıca genel beklentinin aksine ters köşe bir sonla bitmesi nedeniyle de takdir etmiştim. Kitap çok beğenilmiş olmalı ki, yakın zamanda filmi de çekilmiş. Haziran 2016'de vizyona giren filmin senaryosu da anımsadığım kadarı ile kitapla aynı paralelde olacak şekilde hazırlanmış. Kitabı okurken hüzünlenmiştim, dolayısıyla filmi izlerken de hüzünlenmediğimi söyleyemeyeceğim. Bir şekilde konusuna aşina olduğunuzu düşünüyorum zaten; film geçirdiği bir trafik kazası sonucu tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkum olan Will'in hayatından kısa bir kesit sunuyor. İşini kaybeden ve iş arayan Louisa Clark ise paraya ihtiyacı olması nedeniyle Will'e bakıcı olarak altı aylığına işe girer. İlk bakışta birbirlerinden asla hoşlanmayan ikili zamanla birbirlerini tanıdıkça yakınlaşırlar. Bu yakınlaşma romantizm kadar dram da getirir. Daha önce fark etmediği yönlerinin farkına varan Louisa, hayatla ve Will ile ilgili bilmediği şeyleri öğrenmeye başladıkça kendisini nasıl bir hüzünlü son beklediği öğrenir. Louisa herkesin kendisinde sevdiği bir yön olan pozitifliği ile her şeyi düzeltmeye ve yoluna koymaya çalışacaktır.

Filmin yönetmeni Thea Sharrock, başrol oyuncuları ile Game of Thrones'dan Khaleesi olarak tanıdığımız bir sima olan Emilia Clarke ve Açlık Oyunlarından Finnick olarak tanıdığımız Sam Claflin. Filmin hafif eğlenceli ilk kısımlarından sonra sonlarına doğru yavaş yavaş dram başlıyor ancak filmdeki dram sahnelerinin kitaba göre oldukça az tutulduğunu söyleyebilirim. Tabi bu bilinçli bir tercih de olabilir. Devam kitabı Senden Sonra Ben'i henüz okumadım ama sinemaya uyarlanacak mı onu da göreceğiz.

"I know we can do this. I know it's not how you would have chosen it, but I know I can make you happy. And all I can say in that you make me... you make me into someone I couldn't even imagine. You make me happy, even when you're awful, I would rather be with you - even the you that you seem to think is diminished - than with anyone else in the world. "

1 Şubat 2017 Çarşamba

Avrupa Birliği 6. İnsan Hakları Film Günleri - 2016


Aslında film günlerini tarihi geçti (5-18 Aralıktaydı) ancak benim amacım burada gösterime girmiş filmler hakkında size kısa bir bilgi vermek (belki izlemek istersiniz). Avrupa Birliği Hukuk Komisyonunda olduğum için bu tür organizasyonları -tümüne katılamasak da- takip ediyoruz. Gösterim yerlerinin Fransız Kültür Merkezi veya Goethe Enstitüsü gibi ulaşılması kolay yerler olması ve film gösterimlerinin ücretsiz olması dolayısıyla bu tür etkinliklere katılım düşündüğünüzden daha zahmetsiz oluyor. 6. İnsan hakları film günleri kapsamında aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 28 Avrupa ülkesinden 40'ı aşkın film gösterime girdi, tabi hepsini izleyemedik. Ancak izleyemesem de konuları itibariyle ilgimi çekenlerden bazıları aşağıdadır, belki bazı platformlardan bulunup izleme olanağın sağlayabiliriz:

- Amal / Caroline Reucker: Suriye'den kaçıp Lübnan'a oradan Almanya'ya uzanan bir savaş ve umudun hikayesi, güncel bir konuya sahip. Filmin menşei Almanya.

- Aylak / Gabor Hörcher: Sorunlu bir çocukluk yaşamış olan asi genç Ricsi'nin kendisiyle ve en çok ihtiyaç duyguğu anlarda yanında olmayan babasıyla yüzleşmesini anlatıyor. Filmin menşei Macaristan.

- Azad / Yakup Tekintangaç: Annesiyle beraber Doğu'dan İstanbul'a göç eden bir çocuğun, Azad'ın hayal gücü üzerine bir film. Filmin menşei Türkiye.

- Demokratlar / Camilla Nielsson: Zimbabwe'de yeni anayasanın yazımı için görevlendirilen iki mıhalifin otuz yıllık dikta rejimi ve ülkenin siyasi geçmişi ile sınavları üzerine bir film. Filmin menşei Danimarka.

- Saate İki Avro / Andrea D'Ambrosio: Güney İtalya'da birbirlerinden başka umutları olmayan iki kadının hüzünlü hikayesi anlatılmaktadır. Filmin menşei İtalya.

- Şekersiz / Saskia Fris: Vücuduyla barışık olmayan ve büyük bir özgüven eksikliği yaşayan Michelle'nin yeniden kendine güvenini kazanma aşamaları anlatılmaktadır. Filmin menşei Hollanda.

- Ziazan / Derya Durmaz: Dört yaşındaki Ermeni kızı Ziazan'ın Ermenistan'dan Türkiye'ye kaça yollardan geçme mücadelesini anlatmaktadır. Filmin menşe ülkeleri Türkiye ve Ermenistan.

Ayrıntılı bilgi ve devam eden etkinliklerin takibi için: www.avrupa.info.tr

6 Aralık 2016 Salı

Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar? - 2016

Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar (Fantastic Beasts Where to Find Them) efsanevi fantasik seri Harry Potter'in yazarı olan J.K. Rowling'in 2001 yılında farklı bir isimle yayınlanmış romanından sinemaya uyarlanan bir filmdir. Zaten Harry Potter serisini izleyenler aradaki bağlantıyı biliyorlardır mutlaka, ancak bu filmin de bazı yerlerinde Hogwarts gibi Harry Potter'ı ilgilendiren tanımlara da atıflar yapılmaktadır. Hikayenin konusu Harry Potter'dan yaklaşık 70 yıl önce ve New York'ta geçmektedir. 1920'li yıllarda geçen hikaye, fantastik yaratıklar hakkında kitap yazan gezgin Newt Scamander'in çevresinde şekillenmektedir. Scamander bir büyüzoolog'dur ve büyülü yaratıkları araştırarak haklarında araştırmalara yapmaktadır. Bu nedenle dünyayı dolaşan Scamander türü yok olma tehlikesi altında olan bazı yaratıkları bavulundaki gizli dünyasında bakım altına almaktadır. Scamander'in bu gezilerinden birinin hikayesi olan bu filmde New York'ta başına gelenler ve karşılaşıtğı olaylar konu edilmiştir. New York'ta katı kurallar çerçevesinde var olma mücadelesi veren gizli büyücüler komitesi ise, normal insanların kendilerini öğrenmemesi için elinden gelen bütün yaptırımları uygulamaya hazırdır. Genç kaşif Scamander'in büyücüler komitesi ile karşı karşıya gelmesinin sonuçlarının nasıl olacağını kestirmek epey güç olacaktır zira zaptedilemez büüyk bir tehlike ortalıkta kol gezmektedir.

Daha önce farklı kaynaklarda J.K. Rowling'in ünlü olmadan önce farklı isimlerle (erkek isimleri ile) bazı kitaplar yayınladığını duymuştum ancak bunu öğrenmek biraz sürpriz oldu diyebilirim. Bu kitabın gelirinin kimsesiz çocuklar için kullanıldığını öğrenmek de benim için şaşırtıcı ancak güzel bir haber oldu. Kitabın konusunun beş filmlik bir seri olarak yayınlanmak üzere Warner Bros tarafından alındığı bazı kaynaklarda yazmaktadır, demek oluyor ki bu filmin devam filmleri de ilerleyen yıllarda ekrana yansıyacak.

Filmin yönetmeni daha önce Harry Potter serisinin de yönetmenliğini yapmış olan David Yates yapıyor. Fantastik yaratıkların bakıcılığını yapan Scamander rolünde ise daha önce burada da bahsettiğim Her Şeyin Teorisi filminin başrolünde oynayan Eddie Redmayne bulunuyor. Filmin diğer oyuncuları, Katherine Waterston, Dan Fogler ve Alison Sudol'dur. Beş filmden oluşacak serinin ilk hikayesi New York'ta geçiyor, izlediğim diğer filmlere göre zayıf ve tam desteklenmemiş bir hikayesi var ancak devamı nasıl olacak bekleyip göreceğiz!

We're going to recapture my creatures before they get hurt. They're currently in alien terrain surrounded by millions of the most vicious creatures on the planet; humans.