1970 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1970 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2015 Çarşamba

Men in the City - 2009

Filmin Türkiye'de vizyona girip girmediğini bilmiyorum ancak çok tanınmadığı kesin (adının nasıl tercüme edildiğini bile bulamadım). Özgün adı "Männerherzen" olan filmin tercümesinin "Erkeklerin Kalbi" şeklinde yapılabileceğini düşüyorum. Alman yapımı olan film, bir spor salonunda spor yapan ve birbirlerinden oldukça farklı hayatları, beklentileri ve karakterleri olan bir grup erkeğin özel yaşamlarını anlatıyor. Aynı spor salonuna gitmek dışında başka ortak özellikleri olmayan bu erkek grubunun ilişkilere ve kadınlara bakış açıları bulundukları sosyal sınıftan veya yaptıkları işten etkilenmekte midir? Yoksa erkeklerin aslında "kompleks" düşünemediği tezi bir kez daha destek mi bulacaktır? Konu olarak oldukça klişe, Hollywood'un daha önce kadın-erkek ilişkilerine bol bol değinen romantik-komedi tarzında film yaptığını düşünürsek, filmin bize yeni bir şey kattığını söyleyemeyiz. Yalnızca erkekler şu sorulara yanıt arayabilirler: Uzun süreli bir ilişkiden sonra evlilik kararı aldığınızda bu sizi korkutuyor mu? Kız arkadaşınız aniden hamile olduğunu söylese nasıl tepki verirsiniz? Gençliğinizde elinizden kaçırdığınız sevgiliniz gibi başka birini sevemiyorsanız, bu konuda yeni bir aksiyon alır mısınız? Kadınlarla ilişkileriniz berbatsa ve asla bir ikinci bir randevunuz olmuyorsa, nereye kadar çabalarsınız? Eski karınızı psikopatlık boyutunda kıskanıyorsanız, nereye kadar ilerlersiniz?

Filmin yazarı ve yönetmeni benzeri filmlerle tanınan Simon Verhoeven (Sonuçta bir Tom Tykwer değil kendisi). Daha sonra devam filmi çekilen (2011) Men in the City'yi izlemek için değerli vaktinizi harcamanızı pek tavsiye etmem ancak eğlenceli bir film olduğunu kabul etmek gerek.

4 Kasım 2014 Salı

Unutursam Fısılda - 2014

Sinemaya gittiğimde film başlamadan önce yapılan tanıtımlarda gördüğümde film çok ilgimi çekmişti. Zaten Çağan Irmak sevdiğim bir yönetmen olduğundan, ona ait bir filmin ilgili çekmesi için başka nedenlere ihtiyacı yok :). Bu kez Yeşilçam tarzında (konu ve diğer detaylarıyla beraber) bir film yapmış. Sonuçta Yeşilçam izlemeyi seviyorsanız, bu filmi de beğenmeniz kaçınılmaz, yaşı nispeten daha olgun olanların filmi daha çok sevmesinin sebebinin bu olduğunu düşünüyorum. Zira konu olarak baktığımızda taşra kasabasında yaşayan, büyük hayalleri olan (şarkı söyleyen) bir kız Hatice (Farah Zeynep Abdullah), onun içine kapanık ablası Hanife (Gözde Cığacı), yine aynı şekilde tutkulu bir hayalci olan kaymakamın oğlu Tarık (Mehmet Günsür) ve onların çapraşık aşk üçgeni alıştığımız film tarzını aratmamaktadır. Bu filmi güzel yapan evden kaçıp ünlü olan şarkıcı kız Ayperi'nin olağandışı hikayesi değil bu hikayenin devamını anlatması :). Her zaman mutlu sonla biten ve hayatın zirvesinde bırakılan bir hikayenin ilerledikçe nasıl sonlanacağının  hayal gücüne bırakılmaması bu filmi aynı konudaki diğer filmlerden ayıran yönü olmalı. Bununla beraber, oyuncuların başarısı da filme değer katan başka bir unsur. Hümeyra ve Işıl Yücesoy'u oyuncu olarak izlemek de ayrı bir keyifti (Işıl Yücesoy'da Hümeyra gibi 1970'lerin şarkıcılarından aslında. "Ya seninle ya sensiz" şarkısını çok güzel yorumlamıştır). Yönetmenliğini ve senaristliğini Çağan Irmak'ın üstlendiği yapımda yukarıda saydığımız oyuncuların yanında Kerem Bursin'i de görmek yeni nesli biraz heyecanlandırabilir. 

Film için eleştirdiğim bir nokta 1970'lere ait kıyafetlerin ve karakterlerin biraz abartılmasıydı. Unkapanı gerçeği  ve tesadüflerin zirveye çıkardığı hayat aslında gerçeği yansıtsa da, karakterler her şeyi vermek isteyince biraz yapmacıklık işin içine girmiyor da değil. Tabi, Çağan Irmak yine dram türünden vazgeçmese de, film bana diğerleri kadar dramatik gelmedi. Vaktiniz varsa izlemenizi tavsiye ederim!

"... Çünkü kendimi hür hissetmiyorum."