LIMITLESS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
LIMITLESS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2014 Pazartesi

Divergent (Uyumsuz) - 2014

Dünyada -bizim de ergen olduğumuz dönemlerde- Yüzüklerin Efendisi ve Harry Potter fantastik hikayeleriyle başlayan fantastik bilimkurgusal faaliyetler gençler arasında oldukça ilgi çekmesi nedeniyle son yıllarda oldukça artış göstermiştir. Vampir hikayelerinden sonra Suzanne Collins'in Açlık Oyunları serisinin de tutulmasıyla, James Dashner'ın Labirent serisi ve Veronica Roth'un Uyumsuz üçlemesi şimdi merakla beklenenler arasına girmiştir. Aslında bu hikayelerin her birinin farklı açılardan bakan distopya olması gibi ortak özelliklerinin olması yirmi birinci yüzyılda insanlarda bu şekilde düşünmeye eğilim olduğu yönünde yorumlanabilir mi diye de düşünmekteyim. Neyse sözü daha fazla uzatmadan hikayeye geçersek, muhtemelen çok da uzak olmayan ve dünya düzeninin tamamen değiştiği bir gelecekte, insanlar kendi eğilimlerini temsil eden beş farklı parçaya bölünmüş şekilde yaşamaktadır: Bilgeler, Korkusuzlar, Fedakarlar, Barışçıllar ve Adiller (tabi bir de evsizler denilen banliyö benzeri yerlerde yaşayan bir aidiyetsiz topluluk var). Bireyler on altı yaşına geldiklerinde psikolojik bir analize girmekte ve hangi gruba daha yakın oldukları tespit edilerek o gruba yönlendirilmektedir. Ancak seçme şansları da olduğu için, herhangi bir grubu seçerek kabul edildikleri taktirde hayat boyu o gruba dahil olarak yaşamaya devam edebilmektedirler. Tabi, çok istisnai olarak her grubun özelliklerini taşıyan bir "uyumsuz" insan çeşidi de mevcut olabilmektedir. Uyumsuzlar yönetilemedikleri için toplumda bir tehdit olarak görülmekte ve analizde uyumsuz çıkan kişiler tabiri caizse imha edilmektedir ("You're different. You don't fit into a category. They can't control you. They call it Divergent"). Tris Prior da on altı yaşında bu testten geçince bir uyumsuz olduğunu öğrenir ancak asıl sorun bundan sonra başlar: hayatta kalabilmek. Tris hem uyumsuz olduğunu gizlemek hem de seçmiş olduğu Korkusuzlar (kolluk kuvveti) grubunda Four adındaki gizemli eğitimciye güvenmek zorunda kalır.

Aslında kurgunun çok eksik yönü var. Mesela nasıl olup da insanların gruplandırılmaya başlandığı, bazı mesleklerin kimler tarafından icra edildiği veya keskin çizgilerin nasıl oluştuğu gibi. Bu nedenle muhteşem bir kurgu görmesem de, distopik açıdan çok saçma bir film de değildi. En azından görsel açıdan ve oyunculuk açısından ben beğendim. Distopya - bilimkurgu filmleri ilginizi çekiyorsa filme bir şans verebilirsiniz.

Filmin yönetmeni Limitless (Limit Yok),  The Lucky Ones ve Sihirbaz filmleriyle de tanınan Neil Burger, oyuncuları son zamanların yeni yüzlerinden Shailene Woodley ve Theo James. Tabi bir de bilgeler grubunda hırslı bilim kadını Kate Winslet'ı göreceğiz.

"The system removes the threat of anyone exercising their independent will. Divergents threaten that system. It won't be safe until they're removed."

Neil Burger'in Limitless filmi için:
http://sinemubi.blogspot.com.tr/2014/02/limit-yok-limitless-2011.html

24 Ağustos 2014 Pazar

Lucy - 2014

Film, zaman zaman hepimizin aklından geçen bir soruya bilim-kurgu tadında yanıt vermeye çalışmış: Beynimizin % 10'undan fazlasını kullanırsak ne olur? Bu konuda şimdiye kadar kanıtlanamayan pek çok teoriden birisi bu filmde konu alınmış. Genç ve güzel ancak sıradan bir hayatı olan Lucy (Scarlett Johansson - Tarihteki ilk kadına verilen isim) bir hafta takıldığı bir adam tarafından (Richard) bir şekilde kandırılır ve kendisini acımasız bir Uzak Doğu uyuşturucu çetesinin elinde rehine/kurye olarak bulur. Operasyonla bağırsaklarının arasına yerleştirilerek Avrupa'ya ve Amerika'ya kaçırılmak istenilen C.P.H.4 isimli maddenin paketi patlayarak kanına karışması sonucu beyninde daha önce hiç kimsenin erişemediği noktalara erişir. Lucy'nin beyni yavaş yavaş gelişmeye başladığı için % 30, % 50, % 70'ini kullanabildiğinde neler olacağını ve en sonunda tamamını kullanmayı başardığında neler olacağını anlatan film bir anlamında Limitless'a da benziyor. Beynin çalışma kapasitesi ve algı düzeyi sentetik bir uyuşturucu ile arttırılıyor ancak Lucy gerçekleri görmek ve göstermek açısından çok havada kalıyor kanaatimce. Bununla beraber, Morgan Freeman'ın profesör olarak filmde rol alması ve bilimsel teorileri anlaşılabilecek en basit haliyle anlatması dahi filmin bu "Ne oldu yani şimdi?" sorusunu sordurmasına engel olamıyor. Ayrıca her türlü sentetik ilaç/uyuşturucunun doz aşımı insan denen makinenin işleyişini bozabiliyorsa, henüz daha kimsenin bilmediği ve bu kadar güçlü bir maddenin Lucy'ye ilk anda herhangi bir zarar vermemesi filmi gerçekçilikten biraz daha uzaklaştırıyor. Sonuçta bir bilim kurgu filmi olduğundan, bir başkasının hayal gücünden filmi izleyerek daha farklı bir mantık kurabiliyoruz.
 
Filmin yönetmeni "Sevginin Gücü", "5. Element", "Angel-A", "Derinlk Sarhoşluğu" ve "Malavita: Belalı Tanık" filmlerinden tanıdığımız Luc Besson ve oyuncu olarak Scarlett Johansson ve Morgan Freeman filmdeki tanınmış yüzlerden. IMDB puanının 6,6 olmasından anladığım kadarıyla kimse film hakkındaki düşüncelerinden emin değil :). Boş vaktiniz varsa zaman ayırılabilecek eğlenceli bir film ancak büyük beklentiyle gidilmemesi tavsiyemdir.
 
Yönetmen hikaye akışı boyunca varoluşsal teorilerle, kendini fazla ciddiye alan bilimle ve nihayetinde evrenin oluşumunu anlamak için harcanan enerjiyle sağlam kafa buluyor; bunu da yüzdeler artıkça absürt komedinin sınırlarını zorlayarak yapıyor. Spoiler vermeyelim ama filmin ‘saçma!’ hissettirebilecek finali benim açımdan tam bir CERN göndermesiydi. “Evrenin sırrını anlamak için bu kadar da kasmayın, yüzde yüze vardığınızda hepimiz bir yumurta ve bir spermden ibaretiz zaten!” diyor Luc Besson; bence başka da ciddiye alınacak bir derdi yok.

Limitless hakkındaki yorumlarım için:
http://sinemubi.blogspot.com.tr/2014/02/limit-yok-limitless-2011.html

3 Şubat 2014 Pazartesi

Limit Yok (Limitless) - 2011

Filmin özgün sloganı "Everything is possible when you open your mind" bize daha evrensel bir mesaj veriyor. Ancak biz (her zamanki gibi) tercüme ederken bir şeyleri kaybetmeyi sevdiğimiz için "Tek bir hapla her şey mümkün" sloganıyla yetiniyoruz ve ufkumuzu daha en başından daraltıyoruz. Film "The Dark Fields" kitabından senaryolaştırılarak çekilmiş ve duyduğum kadarıyla devamı da varmış (henüz film olarak çekilmedi sanırım devamı, ya da benim bilgim yok). Filmde insan beyninin çalışma kapasitesini arttırarak maksimuma çıkaran bir hap (nzt adında) ve bu hapın sizin hayatınıza ne kadar aksiyon getireceği anlatılmaktadır diyebiliriz. Başarısız bir yazar Eddie Morra depresyonda (he is really down) olduğu için haftalardır başlayamadığı kitabıyla ve mutsuz hayatıyla baş başadır. Bir gün eski eşinin erkek kardeşiyle bir şekilde karşılaşır ve onun kendisine hediye ettiği bir hap (nzt) sayesinde nasıl bir beyin çalışma kapasitesine ulaştığını görür. Hapın kendisine kazandırdıklarını tekrar elde etmek için peşine düşer ve kendisini hapın peşindeki tehlikeli insanlarla kanlı bir savaşın içinde bulur. Ancak bu kadar etkili bir hapın yan etkilerinin bulunmamasından da söz edilemez sanırım, değil mi? Vücudumuzu elektronik bir alet gibi düşünürsek, beynin kapasite üstü çalışması başka bir şeye zarar vermeli mantıken.

Filmde eleştirdiğim bazı noktalar olsa da, genel olarak heyecanlı buldum. Dikkatimi çeken birkaç sahneden de bahsetmek isterim. Eddie'nin tam intihar etmeyi düşündüğü anda fark ettiği: Hayatta kalma arzusu bizim vazgeçmemizin en zor olduğu güdümüzdür! Belki de yaşam mottosu yapabileceğimiz bir yorumu: Bir şeyi başarman için 'mümkün' olması yeterlidir! Bir de Eddie'nin size sürekli soru sorması: "Siz olsanız ne yapardınız?"

Filmin yönetmeni muhteşem İllüzyonist (2006) filminden de tanıdığımız Neil Norman Burger (Benim izlemediğim diğer filmleri: Divergent, The Lucky Ones, Interview with the Assassin). Ancak bu film İllüzyonist performansından sonra pek sönük kalmış ya da belki de bu filmi film yapan Edward Norton'un performansıydı, kim bilir?

Hıncal Uluç'un bir zamanlar film hakkında yaptığı eleştiriyi buradan okuyabilirsiniz, ancak spoiler içermektedir, bilginize (Hıncal yine bir işi yüzüne görüne bulaştırmış, şaşırmadım)
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/uluc/2011/03/25/kacan_firsat