UZAK DOĞU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
UZAK DOĞU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2016 Perşembe

Hangover III - 2013

Hangover serisinin en az sevdiğim filmi üçüncüsü oldu ve artık bana bu ekipten afedersiniz bıkkınlık geldi. eğer bir dördüncü film olsaydı muhtemelen izlemezdim, üçüncüsünü de senaryoyu nasıl toparladılar diye merak ettiğim için izledim. Bu filmde "bekarlığa veda" veya "düğün" konseptinin dışına çıkmışlar (zaten artık seyircinin aynı konuyu farklı bir mekanda ilzmeye takati kalmamıştır sanıyorum). Bu film ile Bangkok faciasından iki yıl sonrasına gidiyoruz. Bu kez daha önceki filmlerde tanıştıkları Uzak Doğu'lu tehlikeli küçük adam Leslie Chow'un (Ken Jeong) hapishaneden kaçmasıyla olaylar başlar. Aynı zamanda eski dosyaları kapatıp dertsiz tasasız ve kendi hallerinde yaşayan Phil, Stu ve Doug; Alan'ın bir zürafa faciası sonucu babası ile arası bozulması ve bu sırada babası kalp krizinden vefat etmesi sonucu arkadaşları ile ilgilenmek zorunda kalırlar. Cenazeden sonra Alan'da bazı değişiklikler olduğunu gözlemleyen arkadaşları ve ailesi (ilaçlarını kullanmamaktadır ve dşüncesiz bir hayat sürmektedir) onun bir kliniğe yatarak tedavi olmasını isterler. Güç bela tedavi fikrini kabul eden Alan, arkadaşlarının kendisini Arizona'daki kliniğe bizzat götürmesi şartıyla kalbileceğini belirtir. Alan'a iyilik etmek düşüncesiyle yola çıkan ekibimiz bir anda kendilerini Leslie Chow'un da içinde bulunduğu bir mafya hesaplaşmasının ortasında bulurlar.
 
Hangover film serisinin üçüncüsü ve sonuncusu olan bu filmin yönetmenliğini yine Todd Phillips üstleniyor, oyuncuları ise diğer filmlerden tanıdığımız ekip; Bradley Cooper, Ed Helms, Justin Bartha ve Zach Galifianakis'ten oluşuyor. Belirttiğim gibi serinin diğer filmlerinden farklı ve eğlenceden ziyada salt aksiyon dolu bir kurgusu var, vaktiniz varsa izleyebilirsiniz. İyi seyirler!

Alan: We can't be friends anymore. When we get together, bad things happen and people get hurt.
Chow: Yeah, but that's the point! It's funny!

24 Ağustos 2014 Pazar

Lucy - 2014

Film, zaman zaman hepimizin aklından geçen bir soruya bilim-kurgu tadında yanıt vermeye çalışmış: Beynimizin % 10'undan fazlasını kullanırsak ne olur? Bu konuda şimdiye kadar kanıtlanamayan pek çok teoriden birisi bu filmde konu alınmış. Genç ve güzel ancak sıradan bir hayatı olan Lucy (Scarlett Johansson - Tarihteki ilk kadına verilen isim) bir hafta takıldığı bir adam tarafından (Richard) bir şekilde kandırılır ve kendisini acımasız bir Uzak Doğu uyuşturucu çetesinin elinde rehine/kurye olarak bulur. Operasyonla bağırsaklarının arasına yerleştirilerek Avrupa'ya ve Amerika'ya kaçırılmak istenilen C.P.H.4 isimli maddenin paketi patlayarak kanına karışması sonucu beyninde daha önce hiç kimsenin erişemediği noktalara erişir. Lucy'nin beyni yavaş yavaş gelişmeye başladığı için % 30, % 50, % 70'ini kullanabildiğinde neler olacağını ve en sonunda tamamını kullanmayı başardığında neler olacağını anlatan film bir anlamında Limitless'a da benziyor. Beynin çalışma kapasitesi ve algı düzeyi sentetik bir uyuşturucu ile arttırılıyor ancak Lucy gerçekleri görmek ve göstermek açısından çok havada kalıyor kanaatimce. Bununla beraber, Morgan Freeman'ın profesör olarak filmde rol alması ve bilimsel teorileri anlaşılabilecek en basit haliyle anlatması dahi filmin bu "Ne oldu yani şimdi?" sorusunu sordurmasına engel olamıyor. Ayrıca her türlü sentetik ilaç/uyuşturucunun doz aşımı insan denen makinenin işleyişini bozabiliyorsa, henüz daha kimsenin bilmediği ve bu kadar güçlü bir maddenin Lucy'ye ilk anda herhangi bir zarar vermemesi filmi gerçekçilikten biraz daha uzaklaştırıyor. Sonuçta bir bilim kurgu filmi olduğundan, bir başkasının hayal gücünden filmi izleyerek daha farklı bir mantık kurabiliyoruz.
 
Filmin yönetmeni "Sevginin Gücü", "5. Element", "Angel-A", "Derinlk Sarhoşluğu" ve "Malavita: Belalı Tanık" filmlerinden tanıdığımız Luc Besson ve oyuncu olarak Scarlett Johansson ve Morgan Freeman filmdeki tanınmış yüzlerden. IMDB puanının 6,6 olmasından anladığım kadarıyla kimse film hakkındaki düşüncelerinden emin değil :). Boş vaktiniz varsa zaman ayırılabilecek eğlenceli bir film ancak büyük beklentiyle gidilmemesi tavsiyemdir.
 
Yönetmen hikaye akışı boyunca varoluşsal teorilerle, kendini fazla ciddiye alan bilimle ve nihayetinde evrenin oluşumunu anlamak için harcanan enerjiyle sağlam kafa buluyor; bunu da yüzdeler artıkça absürt komedinin sınırlarını zorlayarak yapıyor. Spoiler vermeyelim ama filmin ‘saçma!’ hissettirebilecek finali benim açımdan tam bir CERN göndermesiydi. “Evrenin sırrını anlamak için bu kadar da kasmayın, yüzde yüze vardığınızda hepimiz bir yumurta ve bir spermden ibaretiz zaten!” diyor Luc Besson; bence başka da ciddiye alınacak bir derdi yok.

Limitless hakkındaki yorumlarım için:
http://sinemubi.blogspot.com.tr/2014/02/limit-yok-limitless-2011.html