26 Ekim 2016 Çarşamba

Beyoğlu'nun Arka Yakası - 1987

Tarık Akan'ın vefat etmesindan sonra kendisinin oynadığı ve izlemediğim filmlere merak saldım. Çocukluğumuzda televizyonda sürekli yayınlanan filmler sayesinde Yeşilçam'a oldukça hakimiz ancak ben -kendi adıma- 80'lerde çekilen Türk filmlerinin birçoğunu izlemedim. Beyoğlu'nun Arka Yakası da izlemediğim (hatta Tarık Akan'ı araştırana kadar bilmediğim) filmler arasındaydı. Filmin ana karakteri iki çocuğu ve karısıyla mutsuz bir hayat süren devlet memuru Haydar Rıza. Maaş aldığı gün karısıyla kavga eder ve içinde bulunduğu psikolojinin de etkisiyle evi terk eder. Geceyi değerlendirmek üzere Beyoğlu'na giden Haydar Rıza bir anda karanlık ve gizemli arka sokaklarda kaybolur. Burada belki de hayatında karşılaşmadığı insan tipleriyle karşılaşır. Evdeki kavgasını unutmak için keyifli bir gece geçirmek isterken, maaşını üçkağıtçılara kaptırır, aşırı derece içer, tanımadığı bir kadına aşık olur, ayağından bıçaklanır vb. Beyaz bir siluetin peşinden onu yaşadığı berbat hayattan çekip çıkaracakmış gibi bütün gece koşar. Sanki gerçek değil de bir ilacın etkisinde gördüğü halüsinasyonlar gibi yaşadığı gece çeşitli tehlikeler atlatılarak ummadığı bir yerde sona erer.

Filmin yönetmeni, "Yılanların Öcü" ve Yılmaz Güney ile beraber çektiği "Yol" filmi ile tanınan Şerif Gönen, oyuncuları ise, Haydar Rıza rolünde Tarık Akan, Oya Aydoğan ve Erdal Özyağcılar. Her ne kadar filmin adı ilgi çekse de, film biraz amatörce geldi bana. Bir gecede çekilmiş gibiydi ve karanlık sahneler içermekteydi. Olaylar da çok hızlı aktığı için bir anda ne oldu ne bitti anlayamadım. Konusu itibariyle de izleyiciyi merakta bırakırken aynı zamanda rahatsız eden bir içeriği vardı. Merak ediyorsanız izleyebilirsiniz, iyi seyirler!

"Yeter! Konuşacağım ve sen de beni dinleyeceksin. Hayatımız hep evde geçiyor. İşten eve evden işe. Bir akşam yemeğe mi götürdün? Bir gün eve çiçekle mi geldin? Evlendik her şey bitti değil mi? Alyansını bile kaybettin. Alıp da takmadın yenisini..."

21 Ekim 2016 Cuma

Godfather (Baba) Part III - 1990

Bu kez devam filmi için yıllarca beklenmiş, serinin ikinci filmi 1974 yılında çekilmesine rağmen, üçüncü film 1990 yılında gösterime girmiş.

20 Ekim 2016 Perşembe

Godfather (Baba) Part II - 1974

İlk filmi izleyince devam filmlerini de izlememek olmazdı tabi :). En uygun zamanda serinin ikinci filmi ile devam ettim. İlk film çok beğenilince, ikinci film hemen ardından (sadece iki yıl sonra) kitabın yazarı Mario Puzo ve ilk filmin yönetmeni Francis Ford Coppola ile ortak kurgulanan senaryodan beyazperdeye aktarılmıştır. Film ara sıra anımsamalar şeklinde (flashback) Vito Corleone'un Amerika'ya ilk geldiği yıllara ve gençliğine gönderimlerde bulunsa da, ikinci filmde hikaye ilk filmin bıraktığı yerden devam etmektedir (Michael Corleone mahkemede aile işleri ile ifade vermektedir). Ailesinin mafya işlerini tasvip etmeyen ve kendine özgü bir adalet anlayışı olan Michael Corleone, yaşadıkları olumsuz olayların da etkisiyle kendisini bir anda mafyavari işlerin tam ortasında bulur. Belki de kaderinden kaçamayacağını kabullenmiştir (kim bilir). Michael Corleone olaylar arasında kolayca neden-sonuç ilişkisi kurabilen muhakeme yeteneği sayesinde mafya dünyasında inanılmaz bir güce ulaşır. Aynı zamanda hedef haline gelmesi nedeniyle kendisinin ve ailesinin de hayatlarını korumak zorundadır. Bu mecburiyet kendisini hayatı boyunca tasvip etmediği aksiyonları almaya yönlendirir (öyle ki kendisine bile itiraf edemez). Her ne kadar soğukkanlılıkla kararlar alıp uygulasa da, yaptığı işlerin psikolojik baskısı altında ezilen Michael Corleone, hayatına yalnızlık ve mutsuzluğun yavaş yavaş hakim olduğunu fark eder.

Filmin yönetmeni daha önce de bahsettiğimiz Francis Ford Coppola yapmaktadır, oyuncuları ise Al Pacino (Michael Corleone), Diane Keaton (Kay Adams), Robert Duvall (Thomas Hagen) ve bir  sürpriz isim Robert De Niro. İlk filmde yaşlılık hali Marlon Brando tarafından canlandırılan Vito Corleone karakterinin flachback'ler ile anlatılan gençlik karakteri Robert De Niro tarafından canlandırılmıştır. Kısa süreli bir rolü de olsa, Bu rol Robert De Niro'ya Oscar kazandırmıştır. Film en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi uyarlama senaryo ödüllerinin de içinde bulunduğu toplamda altı dalda oscar kazanmıştır. Film eleştirmenler tarafından önceki filminden daha başarılı olan devam filmlerinden biri olarak kabul edilmiştir. İlk film hakkındaki yazıda da bahsettiğim gibi, bu seri Amerika Birleşik Devletleri Kongra Kütüphane'si tarafından kültürel, tarihi ve estetik olarak öneli filmler arasında seçilerek muhafaza edilmiştir.

"My father taught me many things here - he taught me in this room. He taught me: keep your friends close, but your enemies closer."

14 Ekim 2016 Cuma

Godfather (Baba) Part I - 1972

Sinema tarihinin en bilinen filmlerinden olmalı Baba (Godfather) serisi. Mario Puzo'nun çok satan "Godfather" kitabından sinemaya uyarlanan  film çıktığı yıl büyük bir ilgi uyandırmıştır. Herkesin malum olduğu üzere, film New York'ta yaşayan güçlü bir İtalyan mafya ailesinin hikayesini konu etmiştir. Film kronoloji olarak İkinci Dünya Savaşı'nın bitişi ile başlamakta ve sonraki on yıllık dönemi kapsamaktadır. Don Vito Corleone ve ailesi New York'ta yaşayan meşhur bir ailedir ve kentin önde gelen birkaç ailesi ile beraber yeraltı işlerini idare etmektedir. Corleone ailesinin özelliği Vito Corleone'nin bazı prensiplere shaip olması (uyuşturucu gibi işlere bulaşmayı reddetmektedir) ve politikacılardan ve hukukçulardan oluşan geniş bir çevreye sahip olmasıdır. Vito Corleone uyuşturucu gibi daha tehlikeli işlere adının karışması halinde politikacılarla olan ilişkilerinin zedeleneceğini düşünmektedir. Uyuşturucu işleri için Corleone ailesinin desteğini talep eden "Türk" lakaplı Solozzo ise bu reddedilmenin bedelini arkasına aldığı önce gelen bir başka aile ve polis güçleri ile ödetmeye girişir. Zor bir dönem yaşana Corleone ailesi bu savaştan en az hasarla çıkmaya çalışacaktır. Bu arada aile işlerini asla tasvip etmeyen Michael Corleone (Al Pacino) bir anda kendini olayların içinde bulacaktır. Sonrası ise "Let the war being".

Filmin yönetmenliğini üçlemenin tüm filmlerinin yönetmenliğini yapmış olan Francis Ford Coppola yapmaktadır, tanınmış oyuncuları ise Marlon Brando, Al Pacino, James Caan ve Diane Keaton'dur. Bu film Marlon Brando'ya en iyi erkek oyuncu, Mario Puzo'ya en iyi uyarlama senaryo oscarını kazandırmıştır. Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nde sinema tarihinin gelmiş geçmiş en iyi filmleri arasında giren Godfather Serisi, IMDB'de en iyi filmler listesinde de üst sırada yer almaktadır. Amerikan Film Enstitüsü filmi en iyi 100 Amerikan filmi listesine almıştır. Ayrıca 1990 yılında "kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli filmler" arasına alınarak ABD Ulusal Film Arşivi'nde muhafaza edilmektedir. İlginç bir bilgi olarak, filmin Türkiye'de en çok izlenen yabancı film olma özelliğini de taşımakta olduğu söylenmektedir.

"..Only don't tell me you're innocent. Because it insults my intelligence and makes me very angry..."

22 Eylül 2016 Perşembe

Sabit Kanca 2 - 2014

Daha önce televizyonda gösterime girdiğinde Sabit Kanca'yı izlemiştim ve şu an ilk filmin senaryosunun tamamını anımsayamasam da eğlenceli bulduğumu anımsıyorum. Her soruya verdiği hazır cevaplarla ünlenen Sabit Kanca'nın filmdeki keskin zekası ve bitmeyen espri yeteneğini beğenmiştim. Bu nedenle boş vakit bulunca ikinci filmi de izlemek istedim ancak bu filmi pek beğenmediğimi söylemek zorundayım. İlk filmdeki komik ve zeki Sabit Kanca burada hazırdan geçinen bir çöpçatana dönüştüğü için de sevmemiş olabilirim. Filmde Sabit Kanca'nın ev sahibi ve libidosu biraz yüksek bir beyefendi televizyonda evlilik programında gördüğü Rencide Hanımla ile evlenmek istemesi üzerinde Sabit Kanca'nın bu ikilinin aralarını yapması anlatılıyor. Aslında bu tür işlere vakit harcamak istemeyen Sabit Kanca, ev sahibine var olan birikmiş kira borçlarının karşılığında buna razı olur. Ancak Rencide Hanımın ev sahibi beyefendiyi beğenmemesi işleri biraz daha zorlaştıracaktır. Bunun yanında Rencide Hanımın kızı Zeliş'e aşık olan (tabiri caizse belalı) bir adamın da kendi planlarını uygulaya koymasıyla olaylar birbirine girer. Olayların ortasında kalan ve tek aklı selim insan olan Sabit Kanca'nın işleri yoluna koyması gerekmektedir.


Bu filmin ilk film ile çokça sevilen Sabit Kanca karakterinden dolayı çekildiğini tahmin ediyorum ancak ilk film gibi eğlenceli-absürd bir senaryosu olmadığı için biraz eğreti olmuş. "Genius" olarak tanıtılan bir karakterin kira borcu karşılığı gönül meselesi çözmekle uğraşması ikinci filmin sevilmemesinin nedeni kanaatimce. Filmin yönetmenliğini ilk filmin de yönetmenliğini yapmış olan Alper Mestçi yapıyor, oyuncuları ise Sabit Kanca rolünde İsmail Baki Tuncer, Turabi Çamkıran, İrfan Arslanhan ve Damla Ersubaşı. Boş vaktiniz varsa izleyebilirsiniz.

16 Eylül 2016 Cuma

Delibal - 2015

Senaryo anlamında Türk sineması standartlarının dışına çıkıldığını söyleyebiliriz. Ben bazı sorularıma yanıt alamasam da, bazı sahnelerin beni şaşırttığını itiraf etmek isterim. Filmde üniversite öğrencisi Barış ve Füsun'un okulda başlayan ve evliliğe uzanan aşkları anlatılmaktadır. Hobi olarak müzikle ilgilenen Barış, ailesine yük olmamak amacıyla bir kafede çalışan Füsun ile birgün tesadüfen çalıştığı kafede karşılaşır. İlk görüşte Füsun'dan çok etkilenen barış haftalarca kendisini okuduğu okulda  bulmaya çalışır, eninde sonunda emeline ulaştığında ise sert bir kayaya çarptığını fark eder. Füsun derslerine konsantre olmuş, okulu dereceyle bitirmek isteyen ve okul biter bitmez Amerika'da yüksek eğitim yapmak isteyen bir kızdır. Dolayısıyla hayat planları ve günlük temposunda herhangi bir erkeğe yer yoktur. Öncelikle Füsun'u aşka ikna etmeye çalışmak gerektiğini fark eden Barış'ın ise pes etmeye niyeti yoktur. Çetin bir mücadele sonucu tutkulu bir aşka başlayan ikili aşklarını evlilikle sonuçlandırırlar. Ancak ya sonrası? Birbirlerini ne kadar tanıyabilmişlerdir? Ya da her şey dışardan mükemmel görünürken arka planında bir dram taşıyabilir mi?


Filmin yönetmenliğini Med Cezir dizisinin yönetmenliğini yapmış olan Ali Bilgin yapmaktadır, oyuncuları ise Çağatay Ulusoy, Leyla Lydia Tuğutlu, Hüseyin Avni Danyal ve Laçin Ceylan, aşina olduğumuz birkaç yüz daha var. Filmin senaryo bakımında çok klişe göründüğünü söyleyebiliriz, ancak yazıya başlarken belirttiğim gibi, birkaç yerde beni şaşırtan sahneler vardı. Yine de karakterlerin psikolojik anlamda çözümlenmeleri eksikti, ya da yeterince net izleyiciye aktarılamamıştı. Başrolde olmasına rağmen Leyla Lydia Tuğutlu biraz silik kalıyordu, özellikle filmin dramatik sahnelerinde Çağatay Ulusoy kadar göze çarpmıyordu. Filmin müzikleri ve bazı sahneleri ise başarılıydı, izlemek isterseniz tavsiye ederim, ama büyk beklentiye girmemek gerekiyor. Bu arada filmin Moonu 3 isimli Hint filminden aşırı esinlenildiği söylenmekte, uygun bir zamanda bu filmi de izleyip kendim de gözlemleyeceğim.


"Aşkının peşinden git..Belki benim kadar mutlu olamazsın ama yüreğine yakışırsın..."

8 Eylül 2016 Perşembe

Alacı Kuş (Mocking Jay) - Bölüm 2 - 2015


Daha önce de bahsettiğim gibi, artık serilerin dallanıp budaklanmasından biraz sıkıldım, ancak serinin son filmi olması sebebiyle (hem kitaplarını okuduğum hem de serinin ilk filmlerini izlediğim için) ikinci bölümü de izledim. İlk bölümde başlayan isyan ve savaş dalgaları burada devam ediyor ve başkent Capitol'e de sıçrıyor. Her ne kadar başkaldırı ve toplu isyan olsa da, bazı olayların oldukça kişiselleştiğini görmekteyiz: Başkan Snow'un Katnis Everdeen'e odaklanması, Katniss'in de yalnızca Başkan Snow'u yok ederse her şeyi çözecek gibi davranması gibi. Peeta ve Gale arasında sıkışıp kalmasa ve "Alaycı Kuş" rolüyle bu kadar meşgul olmasa Katniss daha geniş bir çerçeveden olaylara bakabilmeyi başarabilirdi belki de. Bu süreçte;  Panem halkının özgürlüğüne kavuşmak için seçkin bir birlik ile beraber başkente sızan Katniss ve arkadaşlarının amacı Başkan Snow'a suikast düzenleyip onu ortadan kaldırmaktır. Her ne kadar her yere kaos hakim olsa da, başkentin içine sızmak da düşündükleri kadar kolay olmayacaktır. Son ana kadar hayatta kalma savaşı veren Katniss, daha önce fark etmediği başka bir şeyi daha fark eder: Başkan Snow'un ortadan kaldırılması Panem halkını gerçekten özgürleştirecek midir? Ya da Başkan Snow ortadan kalksa bile, potansiyel ikinci bir tehlike daha mı var acaba?

Filmin yönetmeni serinin ikinci ve üçüncü filminin de yönetmenliğini yapmış olan Francis Lawrence, oyuncuları ise Jennifer Lawrence (Katniss), Josh Hutcherson (Peeta), Liam Hemsworth (Gale), Woody Harrelson (Haymitch), Elizabeth Banks ve Philip Seymour Hoffman'dır. Bu film Bölüm 1'e göre heyecan açısından seyirciyi daha ayakta tutuyordu, ayrıca görsel olarak da daha başarılı efektler vardı. Bu nedenle en azından seriye bir yerden bulaştıysanız, bitirmek adına izleyebilirsiniz. İyi seyirler!



"We all have one enemy, and that's President Snow! He corrupts everyone and everything! He turns the best of us against each other... Stop killing for him! Tonight, turn your weapons to the Capitol! Turn your weapons to Snow!"
Alaycı Kuş - Bölüm 1 hakkında:


http://sinemubi.blogspot.com.tr/2015/10/alayc-kus-mocking-jay-bolum-1-2014.html

6 Eylül 2016 Salı

Batman v. Superman: Adaletin Şafağı - 2016

DC Comics'in iki ölümsüz karakteri Batman ve Superman ilk kez aynı filmde karşı karşıya geliyorlar (yıllarca fantastik seri severlerin bir fantezisi gerçekleşiyor da denilebilir). Ama bu kez filmdeki karakterlerin işleniş tarzı beni biraz şaşırttı. Daha önceki filmlerde "Krypton'dan Gelen Güçlü Adam" imajı yaratan Superman, bu filmde adeta tanrılaşmış ve kontrolsüz hareketleri ile bizi şaşırtır hale gelmiş gibi görünüyor. Filme başka DC Comics karakterlerinin dahil edilmesininin de (Wonder Woman - Aquaman) ilerleyen zamanlarda daha gösterişli bir Justice League planlandığı gösteriyor olabilir. DC Comics'in Justice League'i sayılan bu filmde öncelikle Bruce Wayne'in geçmişinden birkaç flashback gösterilir, ancak son hali daha yorgun ve umutsuz bir karaktere dönüştürülür. Daha önce izlenilen Kara Şövalye'den çok daha farklı bir karakter ortaya konulur. Superman de aynı şekilde daha hırslı ve ateşli bir karakter olarak sunulur, aslında kötülük yapma niyeti olmasa da, eğer istese dünya için ne kadar tehlikeli olabileceği bir şekilde gözler önüne serilir. Batman ve Superman'ın karşı karşıya gelmesini sağlayan olaylar silsilesinin ardından çatışmalarının Yunan mitolojisini andıran tanrısallaşmış bir görüntü ile sunulması da ayrı bir mevzu. Burada farklı semboller alınabilir: Tanrı ile insanın çatışması. Ne kadar başarılı olduğu tartışılan bir epik sunuluyor, Metropolis ve Gotham'ın arasında gidip gelmek için film izlenebilir.

Filmin yönetmeni Sucker Puch ve Man of Steel filmlerinin de yönetmenliğini yapmış olan Zack Snyder, oyuncuları ise Batman rolünde Ben Affleck (Suicide Squad filminin sonunda da görülmüştü) ve Superman rolünde daha önce Man of Steel filminde rol alan Henry Cavill yer alıyor. Filmin görsel efektleri çok başarılı, Metropolis ve Gotham şehrinin ışıltılı sunumu için filmi izleyebilirsiniz, iyi seyirler!

"There was a time above... a time before... there were perfect things... diamond absolutes. But things fall... things on earth. And what falls... is fallen. In the dream, it took me to the light. A beautiful lie."

31 Ağustos 2016 Çarşamba

Gods of Egypt (Mısır Tanrıları) - 2016



Fantastik kurguları, hikayeleri veya mitolojiye dayalı öyküleri çok severim (film veya kitap fark etmez). Mısır Tanrıları da bu anlamda tatmin edici bir film olmuş. Kendi adıma eski Mısır mitololjisine Yunan Mitolojisi kadar aşina değilim, bu nedenle sıkı takipçileri film hakkında ne düşünür bilmiyorum ama senaryonun bakış açısı benim çok hoşuma gitti. Mısır Tanrıları Eski Mısır'da her zaman var olan iyiliğin ve kötülüğün amansız savaşını konu ediniyor. Kötülük tanrısı Seth ile iyilik/diriliş tanrısı Osiris'in amansız savaşına Osiris'in oğlu göklerin tanrısı Horus da katılıyor. Seth'in dünyayı ele geçirme planını uygulamaya koymasıyla huzur içindeki Mısır'a tam bir kaos hakim oluyor. Horus'un tutsak edilmesinden sonra vuku bulan kaos çinde sevgilisini kaybeden genç bir hırsız (insan - Bek) sevgilisinin hayata döndürülmesi karşılığında Horus'a yardım teklif etmesi sonucu iyiliğin ve kötülüğün savaşı tekrar başlıyor. İnsanların yardımıyla birlikte diğer tanrı/tanrıçaların da saf tutması sonucu savaş bir insanın aşkını kurtarma savaşının dışına çıkıyor. Bu aksiyon-macera içinde görsel anlamda çok başarılı sahneler de sunuluyor. Mekanlar (saraylar, tapınaklar, çöller, canlı renkler ve mitolojik hayvanlar) ve olaylar (aksiyon sahneleri) görsel olarak izleyiciye keyif veriyor. Tabi buna bir de Tanrıların ve Tanrıçaların güzelliğini eklemelisiniz :)

Filmin yönetmeni "Kehanet" ve "Ben, Robot" filmlerinin de yönetmenliğini yapmış olan Mısır doğumlu (Kıpti) Alex Proyas yapmaktadır. Oyuncuları ise Gerard Butler, Nikolaj Coster Waldau, Brenton Thwaites, Coutney Eaton, Geoffrey Rush ve Elodie Yung'dur. Mitoloji ilginç karakterlerin yanında derin bir fikir çeşitliliği sunduğundan film senaryolarında uzun yıllar daha izleriz tahminimce. Yunan Mitolojisi, İskandinav ve Mısır Mitolojisi, henüz kendini tam dünyaya açamasa da Doğu Mitolojileri (Pers, Hint veya Uzak Doğu) mistik karakterleriyle her zaman sinemanın bir yerinde olacaktır. Bundan şikayetçi değilim tabi, ilginizi çekiyorsa, izlemenizi tavsiye ederim. İyi seyirler!

Ra: Egypt has always been a paradise. But now, there is chaos. God of the air, you must protect the mortals.
Horus: I don't know if I'm strong enough.
Ra: Then becone stronger.

25 Ağustos 2016 Perşembe

Suicide Squad (Gerçek Kötüler) - 2016

Metrocity sineması için iki kişilik biletim vardı bu nednenle bu filmi izlemeyi tercih ettim. Zaten biliyorsunuz Marvel veya DC Comics kahramanlarının bulunduğu filmleri fırsat buldukça izlerim. Türkçeye "İntihar Timi" olarak tercüme edilebilecek olan bu filmde ise DC Comics'in tüm kötü karakterleri bir araya geliyor. Batman'ın yakalayıp hapse tıktığı birbirinden kötü ve doğa üstü özellikleri olan güçlü kötü karakterler, dünyanın başına musallat olan (Şeytani bir güç ve görüntüdeki) Diablo ikilisiyle savaşmak için Amerikan derin devleti denilebilecek bir oluşum tarafından sağlanan özel izinle bir araya getirilir. Ölümden korkmayan ve iyilik yapmak da genlerinde olmayan bir grup kötünün böyle bir göreve gönüllü şekilde çıkmaları beklenmemektedir tabi. Ancak kötülük potansiyelleri önceden tahmin edildiği için boyunlarına yerleştirilen ölümcül bir çip gruptan çıkarak başıboş hareket etmelerini ya da görevlendirildikleri misyonu tersine çevirmelerini engellemektedir. Gönülsüz başladıkları maceranın sonunda nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduklarını fark edip, kaybetmeye mahkum oldukları kanaatine varan intihar timi bu kez kendi kararlarını kendileri verecektir. Başladıkları görevi tamamlamalı mıdır yoksa zaten kaybedecekleri bir savaşa hiç girmeyip doğrudan kötülüğün safına mı geçmelidirler?

Filmin yönetmeni "Fury" filminin de yönetmenliğini yapmış olan David Ayer, oyuncuları ise Margot Robbie, Will Smith, Joel Kinnaman, Viola Davis ve Jared Leto. Hollywood'un alışılmış "iyi kalpli kahramanlar" standartının dışına çıkıldığı için film bir devrim sayılabilir. Yıkılmak üzere olan bir köprünün üzerinden çocuk kurtarma sahnesi olmadığı için kendi adıma filmden memnun kaldım :). Ama gişe kaygısıyla kahramanların DC Comics çizgisinden çıkması da eleştirilebilecek bir nokta. Filmin izleyici sayısını arttırmak için Harley Quinn'in "çekici/seksi kadın" haline dönüştürülmesi (Margot Robbie), gerçek kötü karakterlerin sempatikleştirilmesi ve karanlık yönlerinin mümkün olduğunda gizlenmesi Hollywood'un bazı şeylerden hiç vazgeçmeyeceğini gösteriyor. Gerçek Harley Quinn sağdaki resimde göreceğiniz gibi bir kostüm ve silah taşıyor ancak bu filmdeki karakteri izlediyseniz hepiniz biliyorsunuz. Film reklamı yapıldığı kadar olağanüstü değil, ama eğleneceğinizi ve güzel vakit geçireceğinizi düşünüyorum.

"In a world of monsters, this is the only way to protect the country."  "Everyone's has a weakness, and a weakness can be leverage."

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Captain America: Civil War - 2016

Karşılarındaki herkesi tasfiye edince bu kez kahramanlarımız kendi kendilerini tehlike olarak görüyor! Komik aslında, ilişkilerinin dinamiği kavga etmek olan insanlar gibi. Yenilmezler'in Afrika ülkerinde  birinde son gittikleri görevde yanlışlıkla bazı masum sivillerin ölmesine sebep olması sonucunda, dünyanın önde gelen politik güçleri Yenilmezler'in bir otorite tarafından kontrol edilmesini talep ederler. Bazı politik güçler tarafından kurulan kontrol mekanizması Yenilmezler'in bir kısmı tarafından desteklenmez. Derin bir fikir ayrılığına düşen Yenilmezler ikiye ayrılırlar: Steve Rogers önderliğinde bu politik kontrole karşı çıkanlar grubu ve Tony Stark önderliğinde kontrolü destekleyenler grubu. Aslında bu ayrım yapılırken karakterlerin kişisel özellikleri iyi tasnif edilmiş, asker kökenli olan Steve Rogers'ın her ne kadar emir-komuta zincirine aşina olsa da "daha fazla insanın ölmesine engel olabilmek için bazı masum insanlar ölebilir" görüşünü benimsemesi sonucu hükümet kontrolüne karşı çıkması ve zengin ve bağımsız yaşamaya alışmış Tony Stark'ın ise insanların zarar görmesine engel olabilmek için kontrol altında olması seçmesi çok ince bir ayrım. Aynı şekilde Steve Rogers'ı ve Tony Stark'ı destekleyenlerin de hangi tarafı neden seçtiği başarılı bir tartışma konusu. Film birkaç yeni yüzü de ekibe katmayı ihmal etmemiş, Ant-man, Spider-man ve Black Panther. Devam filmlerinde nasıl dahil olacaklarını henüz bilmiyorum ancak iyi bir giriş yapılmış gördüğüm kadarıyla. Filmin sürpriz bir sonu yok ancak kendi içinde heyecanlı bir ilerleyişi var, yine de daha iyisi her zaman olabilir.
 
Filmin yönetmeni Kaptan Amerika: Kış Askeri (2014) filminin de yönetmenliğini yapmış olan Anthony Russo & Joe Russo ikilisi. Bu filmde Marvel kahramanlarından yalnızca bir kısmı rol alıyor: Chris Evans (Kaptan Amerika), Robert Downey Jr. (Iron Man), Scarlett Johansson (Black Widow), Sebastian Stan (Kış Askeri), Elizabeth Olsen (Scarlet Witch), Paul Rudd (Ant-man) ve diğerleri. Marvel çizgi romanlarını okumadım ancak okuyanlardan yöneltilen eleştirilere bakılırsa filmde kadro limitli tutulmuş, çizgi romanda tümünün katıldığı gerçek bir kapışmadan söz ediliyor sanırım. Marvel takip edenlerin filmi zaten çoktan izlemiş olduğunu tahmin ediyorum, yine de iyi seyirler!

"This job... we try to save as many people as we can. Sometimes that doesn't mean everybody. But if we can't find a way to live with that, next time... maybe nobody gets saved."
 
Kaptan Amerika: Kış Askeri filmi hakkında:

22 Temmuz 2016 Cuma

Warcraft : The Beginning - 2016

Her zaman söylerim, ben fantastik hikayelere hep ilgi duymuşumdur, yaratıcı zeka ürünü olduklarını ve hayal gücümü geliştirdiğini düşünüyorum. Bu nedenle Blizzard Entertainment'ın yarattığı ve çok sevilen bir oyun olan World of Warcraft oyunundan esinlenilerek beyazperdeye aktarılan Warcraft: İki Dünyanın Karşılaşması filmini izledim bu hafta. Başlangıç filmi olarak planlanan (seri ne kadar devam eder henüz bilmiyorum) ilk filmde, Orkların dünyasından Azeroth'a geçiş yapılıyor. Orkların dünyası Draenor'da "Fel Büyüsü" nedeniyle canlı yaşamı için bir ortam kalmayınca büyücüleri Gul'dan Azeroth dünyasına bir portal açar. Ülkeleri yok olmanın eşiğine gelen Orklardan hayatta kalanlardan öncü bir birlik koloni oluşturmak amacıyla Azeroth'a geçer. Orkları bir tehlike olarak algılayan Azeroth Krallığında savaş kaçınılmazdır. Bu arada her şey kötüye giderken sanki gelecekten iyi bir haberi müjdeler gibi bir bebek dünyaya gelmiştir: Frostwolf Klanının (Ork Klanı) lideri Durotan'ın oğlu Go'el. Bu sırada Orklardan ve Azeroth Krallığı sakinlerinden önde gelen birkaç kişi tehlikenin elebaşlarını bertaraf ederek tüm krallığın kaderini değiştirecek bir çatışma ortamına girmemeye çalışsalar da, Gul'dan ve onu destekleyenler çok güçlüdür. Eğer iki dünya arasında geçişi sağlayan portal ikinci kez açılırsa bir dünya yok olmak tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

Filmin yönetmeni "Moon" ve "Source Code" filmleriyle tanınan yeni nesil yönetmen Duncan Jones, oyuncuları ise Dominic Cooper (kendisi tarihi ve fantastik filmlerin vazgeçilmez kral modeli nedense), Travis Fimmel, Paula Patton, Ben Foster ve Toby Kebbell. Filmin görsel efektlerini ve fantastik unsurları sinemaya yansıtış biçimini beğendim.Warcraft oyunlarını hiç oynamadım ancak herkesin güç ve iktidar peşinde olduğu bir evrende hiçbir zaman aksyion sona ermez diye düşünüyorum. Fantastik filmleri sevenler zaten çoktan izlemiştir zira kaçırılmayacak bir fırsat, iyi seyirler!

Our hope is destroyed; there is nothing to go back to. Is war the only answer?

Duncan Jones'un Source Code filmi için:
http://sinemubi.blogspot.com.tr/2015/01/yasam-sifresi-source-code-2011.html

21 Temmuz 2016 Perşembe

Eddie the Eagle (Kartal Eddie) - 2016

Filmin senaryosu 1988 yılında (1929'dan sonraki ilk temsilci) İngiltere'yi Olimpiyatlarda Kayakla Atalama dalında temsil eden Michael Eddie Edwards'ın hayatından esinlenilerek yazılmış. Konuyu bu şekilde okuyunca müthiş bir başarı hikayesi izleyeceğinizi düşünebilirsiniz. Aslında anlatılanın bir başarı hikayesi olmadığı da söylenemez, karar size kalmış. Michael Edwards çocukluğundan beri Olimpiyat oyunlarına katılmayı kafasına koymuş bir çocuktur ancak hem ailesinin maddi durumu hem de yeteneksizliği sebebiyle herhangi bir spor dalında üstün başarıla gösteremez. Bir süre sonra kayağa ilgi duymaya başlayan Eddie, milli kayak takımından da çıkarılınca (daha doğrusu Olimpiyat ekibine kabul edilmeyince) çıtayı biraz daha yükseltir ve İngiltere'de henüz yetişmiş hiçbir sporcunun olmadığı bir dalı seçer: Kayakla Atlama. Kayakla Atlama dik bir rampadan (70 m ve 90 m) aşağıya doğru kayarak havalanmayı ve mümkün olduğunda uzak noktaya düşmeden inmeyi amaçlayan bir spordur. Öyle ki, insanlar kayakla atlamaya çocuk yaşta başlamaktadır ve sonradan adapte olunabilecek bir spor değildir. Zira 90 metreden düşmek boyun kırılmasında kadar varan tehlikeli sonuçlara yol açabilmektedir. Eddie 1984 yılında Kış Olimpiyatlarına kabul edilmeyince katılım dalını kayakla atlama olarak değiştirir ve 1988 olimpiyat oyunlarına kadar kendini bu alanda yetiştirir. Bu alanda yıllardır şampiyonluğu elinden bırakmayan İskandinav sporcular varken Eddie'den mucize yaratmamız elbette beklenemez, bu açıdan film bir anlamda Eddie'nin "challenge" yani mücadelesini konu almaktadır da diyebiliriz.
 
Filmin yönetmeni Dexter Fletcher ve oyuncuları ise Michael Edwards rolünde Kingsman: The Secret Service'de oynayan Taron Egerton, ona akıl hocalığı yapan eski sporcu rolünde  Hugh Jackman ve ünlü kayakla atlamacı Warren Sharp rolünde ise Cristopher Walken'dır. Sempatik kişiliği ve her atlamadan sonra yaptığı kartal taklidi ile kendisine "Eddie the Eagle" yani "Kartal Eddie" lakabı takılan Eddie'nin zorluklar karşısında yılmadan hayallerinin peşinden koşma hikayesini izlemenizi tavsiye ederim. Alıştığımız başarı öykülerinden ziyade güzel bir "yolculuk" izliyor olacaksınız. İyi seyirler!
 
Baron de Coubertin's words "the most important thing is not the victory but the struggle"

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Ali - 2001

Muhammed Ali'nin hayatının anlatıldığı bu film 2001 yılında çekildi ancak geçtiğimiz ay Muhammed Ali'nin vefatı sonucu bu filmi izlemek istedim. 1942 doğumlu efsanevi boksör Muhammed Ali'nin ilgi çeken hayatı 1970'li yıllarda da birkaç filme konu olmuş ancak başarılı oyuncu Will Smith'in performasından dolayı izlemek için bu filmi tercih etmem şaşırtıcı gelmemiştir size. Tüm zamanların en iyi boksörleri arasında gösterilen Muhammed Ali, bu adı kullanmadan önce Cassius Marcellus Clay olarak bilinmekteydi. Yirmi iki yaşında dünya şampiyonluğunu kazandıktan sonra Müslümanlığa geçtiğini açıklayarak yeni adını kullanmaya başladı. Bu filmde kendisini şampiyonluğa götüren boks maçları ve ilk mağlubiyeti olan (1971 Joe Frazier'e kaybetmiştir) ile olan maçı, özel hayatı (evlilikleri), Amerika'daki İslam hareketi yapan gruplara (Malcolm X ve Elijah Muhammed gibi) katılımı, vicdani ret hakkını kullanarak Vietnam'a savaşmaya gitmemesi sonucu yaşadığı maddi manevi zorluklar anlatılmaktadır. Vicdani retçi olduğu dönemde hakkında davalar açılan Muhammed Ali'nin şampiyonluk kemeri geri alınarak lisansı iptal edilir. İslamcı gruplardan da yeterince destek görmediğini düşünen Muhammed Ali'nin bunalımlı dava sürecinden ve davasının sonuçlanmasından sonra yeniden boks hayatına girmesinden sonraki hayatından da kısa kesitler verilmektedir.

Filmin yönetmenliğini Al Pacino'nun başrolünü oynadığı Köstebek (The Insider) filminin de yönetmenliğini yapmış olan Michael Mann yapıyor. Oyuncuları ise Will Smith, Jamie Foxx ve Jon Voight. MTV Film Ödüllerinde Will Smith'e en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandıran bu filmi eğer Muhammed Ali'nin hayatını merak ediyorsanız izlemenizi tavsiye ederim. Bu filme ilişkin bir NY Times makalesi de aşağıdaki linktedir:

http://www.nytimes.com/2001/09/09/movies/the-new-season-film-michael-mann-and-will-smith-in-the-ring-with-ali.html

"This was supposed to be the fight that Muhammad Ali was ended. Supposed the myth that Muhammad was gonna fall! Supposed to be my destruction! Well, they miscalculated, they misjudged, they got it wrong!"