Daha önce lise yıllarımda Dan Brown'un Melekler ve Şeytanlar kitabını okumuştum. Neden bilmiyorum ama Dan Brown'un kitaplarındaki detaylar hiç aklımda kalmıyor, belki art arda çok fazla bilgi ve aksiyonu bir arada sunduğu içindir, bilemiyorum. Kısa bir süre sonra Roma seyahati planladığım için, kitabın hikayesi Roma'da geçtiğinden filmini seyretmek istedim. Zaten kitabı da net anımsamadığım için filmde sürpriz bozan bir unsur da pek olmadı. Okuyanlar & izleyenler zaten bilirler, film Vatikan'da ve dolayısıyla Roma'da geçmektedir. Görünüşe göre mutlu sonlar sadece Amerikan filmlerinde oluyor... / It appears that only American movies have a happy ending...
10 Şubat 2018 Cumartesi
Melekler ve Şeytanlar - 2009
Daha önce lise yıllarımda Dan Brown'un Melekler ve Şeytanlar kitabını okumuştum. Neden bilmiyorum ama Dan Brown'un kitaplarındaki detaylar hiç aklımda kalmıyor, belki art arda çok fazla bilgi ve aksiyonu bir arada sunduğu içindir, bilemiyorum. Kısa bir süre sonra Roma seyahati planladığım için, kitabın hikayesi Roma'da geçtiğinden filmini seyretmek istedim. Zaten kitabı da net anımsamadığım için filmde sürpriz bozan bir unsur da pek olmadı. Okuyanlar & izleyenler zaten bilirler, film Vatikan'da ve dolayısıyla Roma'da geçmektedir. 6 Şubat 2018 Salı
19 Ocak 2018 Cuma
Arif v 216 - 2018
Cem Yılmaz bu ülkenin en sevilen komedyenlerinden birisi, bu nedenle herhangi bir komedi gösterisi veya sinema filmi büyük ilgi görüyor. Bazen filmleri izleyiciler tarafından beğenilmeyip eleştirilse de yine de çok sevildiği için kimse bir sonraki filmine gitmemezlik etmiyor :). Bu son filmi ise benim gözlemlediğim kadarı ile izleyiciyi ikiye böldü: Filmi pek sevemeyen Milenyum kuşağı ve seven diğerleri şeklinde. Cem Yılmaz bu filmde Türkiye'nin 40 yıl öncesi hakkında o kadar fazla gönderme ve espri yapmış ki bu durum yeni neslin filmi tam anlamıyla anlayamaması ve sevmemesine neden olmuş. Yeşilçam göndermelerinin yanında, Cem Yılmaz bu filmle ilk komedi filmleri Gora ve Arog'a da göndermeler yaparak (devamı niteliğinde zaten) komik bir zaman yolculuğuna çıkıyor. Gora'dan tanıdığımız Robot 216, insan olmak için dünyaya eski dostu Arif'in yanına geliyor. Ancak dünyalılar tarafından istenmeyen 216, peşine düşenlerden kurtulabilmek için Ceku'nun zaman makinesi ile yanına yanlışlıkla Arif'i de alarak 1969 yılına ışınlanır. Buradan sonra yaşananlar 60'ların İstanbul'u, sanatçıları, filmleri, komik olayları ile birlikte Arif'in de gelecekten geçmişe götürdüğü alışkanlıklarıyla ve birikimiyle şekillenir. Robot 216'nın dönemin en ünlü iş adamı olan Pertev oyuncaklarının sahibi Besim Toker'in sinsi planlarına ait olması sonucunda Arif'in bir misyonu daha ortaya çıkar: 2016'yı Besin Toker'in elinden kurtarıp hem Türkiye'nin hem de dünyanın korkunç geleceğini kurtarmak. Filmin yönetmeni "Kocan Kadar Konuş" filmlerinin de yönetmenliğini yağmış olan Kıvanç Baruönü, oyuncuları ise saymak bitmez. Cem Yılmaz, Ozan Güven ve Seda Bakan'ın yanı sıra Farah Zeynep Abdullah, Zafer Algöz, Özkan Uğur, Özge Özberk, Çağlar Çorumlu, Mert Fırat, Ahu Yağtu gibi tanınmış pek çok kişi de kadroda yer alıyor. Ben kendi adıma filmde yapılan Yeşilçam filmlerinden ve selam gönderilen sanatçıların varlığından hoşlandım. Bununla beraber, oyuncuların kostümleri, mekan dekorları ve filmin müziklerini de etkileyici buldum. O nedenle filmi izlerken çok eğlendim ve size de tavsiye ederim. İyi seyirler şimdiden!
"Benim adım Arif! bizde her şey olur uzay konusunda yanlış olmaz."
15 Ocak 2018 Pazartesi
Loving Vincent - 2017
Resim kursundan arkadaşlarla program yapıp gösterimden kalkmadan bu filmi izledik. Aslında Aralık sonu gösterime girdi ama neden bu kadar çabuk seansları sona erdi anlayamadım, tahminimce Cem Yılmaz'ın yeni filmi nedeniyle salonlar olduğu için bazı filmler erken vizyondan kalktı. Ben kendi adıma bu filmi izleyebildiğim için mutluyum, filmin Van Gogh tarzı çizimler/fırça darbeleriyle ortaya çıkan resimlerin canlandırılması sonucu akıp gitmesi çok hoşuma gitti. Yalnızca ben Vincent Van Gogh'un hayatı hakkında bir film izleyeceğimi düşünmüştüm ancak film Van Gogh'un ölümünden sonra Armand Roulin'in yardımıyla şekillenen Van Gogh hakkında kısa bir hikaye kesitinden oluşuyor. Armand Roulin, ressamın Hollanda'dan arkadaşı olan ve resmini de yaptığı Postacı'nın oğlu. Van Gogh resim yapmaktan kalan vakitlerinin tümünü mektup yazıp Fransa'daki kardeşi Theo'ya göndermekle geçirdiği için Postacı ile çok yakındırlar. Auvers - Fransa'da bir doktordan tedavi görmekte olan Van Gogh'un ölüm haberinin ardından iade edilen son mektubunu Postacı'nın oğlu Armand Roulin asıl sahibi olan Theo'ya vermek üzere Fransa'ya doğru yola çıkar. Fransa'da vardığında Theo'nun da Vincent'in intiharından altı ay sonra vefat ettiğini öğrenen Armand, mektubu vermek üzere hayatta kalan bir akraba arayışı içine girer. Bu süreçte Van Gogh'un kaldığı pansiyon, tedavi gördüğü doktor ve son günlerinde yanında olan kişilerle konuşunca Vincent Van Gogh'un intiharının esrarının da peşine düşer.
Filmin yönetmenleri Dorota Kobiela ve Hugh Welchman, oyuncuları ise, daha doğrusu resimlerin yapılmasına ilham olan kişilerin birkaçı Douglas Booth, Chris O'Dowd, Saoirse Ronan. Birkaç yıl önce 125 ressamın yardımıyla yapılmaya başlanan ve heyecanla beklenen film kanaatimce verilen emeğin hakkını vermiş. Dahilikle delilik arasında gidip gelen ve modern resim sanatının öncülerinden kabul edilen Van Gogh'un esrarlı hayatına detaylı bir ışık tutulmamış olsa da, izleyiciye resimleri hakkında fikir vererek ressamın hayatı hakkında merak uyandırmayı başarabiliyor. Sefalet içinde yaşayıp ölen ve hayattayken yalnızca bir resim satabilen Van Gogh'un tablolarına şimdi paha biçilememesi de ayrı bir ironi tabi. Eğer Amsterdam'a giderseniz bir gün, Van Gogh Müzesi'ne giderek filmde canlandırılan önemli eserlerin orijinallerini de görebilirsiniz. İyi seyirler!
"Vincent said I was living a lie but he has lived in struggle for the truth."
"What am I in the eyes of most people - a nonentity, an eccentric, or an unpleasant person - somebody who has no position in society and will never have; in short, the lowest of the low. All right, then - even if that were absolutely true, then I should one day like to show by my work what such an eccentric, such a nobody, has in his heart."
5 Ocak 2018 Cuma
Bodrum Hakimi - 1976
Türkan Şoray'ın başrolünde oynadığı Bodrum Hakimi filmi aslında gerçek bir hikayeden esinlenilerek sinemaya uyarlanmıştır. Hakkında pek çok dedikodular ortaya atılan, çeşitli rivayetler çıkan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadın hakimlerinden Bodrum hakimi Mefaret Tüzün'ün açıklığa kavuşmamış ani intiharından esinlenilmiştir. Bodrum'a Kütahya-Tavşanlı'dan atanan Mefaret Hanım burada hoş bir kadın olduğu için dikkat çekmiş ve halkla iç içe olmasından dolayı halk tarafından oldukça sevilmiştir. Bu nedenle intiharı büyük yankı uyandırmış ve çeşitli söylentilere neden olmuştur. Bir rivayete göre sevdiği adama idam cezası veremediği için intihar etmiştir, bir diğer rivayete göre ise (en gerçekçi olan budur) Tavşanlı'da kalan nişanlısının ölümü üzerine üzüntüden intihar etmiştir. Bu hikayeler üzerine senarist Safa Önal tarafından yazılan senaryo Türkan Şoray tarafından 1976 yılında sinemaya aktarılmıştır. Filmin konusu ise seyirciye daha ilgi çeken bir hikaye sunacak şekilde hazırlanmıştır. Bodrum'a hakim olarak atanan Nevin Hanım'ın burada prensipleri ile yaşayarak halka kendisini sevdirmesi ve ilçenin önde gelen ailelerinden Bereketoğlu ailesinin oğlu Ömer ile önce karşı karşıya gelip daha sonra romantik yakınlaşmasını anlatılmaktadır. Bu yakınlaşmanın bir bedeli olarak da hakim Nevin Hanım ilerleyen zamanlarda kalbi ve mantığı arasında büyük bir ikilemde kalacaktır.
Bildiğiniz üzere Türkan Şoray Türk sinemasının ilk kadın yönetmenidir ve yönetmenlik yaptığı dört filmden birisi de Bodrum Hakimi'dir. Filmin başrolünü de Kadir İnanır ve Kadir Savun ile birlikte paylaşmıştır. Filmin müziklerini Cahit Berkay yapmıştır. Bu arada Bodrum hakimi Mefaret Hanım'ın intiharından sonra bir cümbüş ustası sonradan Nazmi Yükselen tarafından bestelenip arşive kazandırılan Bodrum Hakimi türküsünü yakmıştır. Hatta cümbüş ustasının bu türküden sonra "devletin memuruna türkü yakmak" suçlamasıyla sorgulandığı da söylenir.
Tolga Çandar'dan Bodrum Hakimi türküsünü dinlemek için:
https://www.youtube.com/watch?v=9a0zvOThVbs
Bodrumlular erken biçer ekini / Feleğe kurban mı gittin bodrum hakimi / Nasıl astın mefaret hanım ipe de kendini / Altın makas gümüş bıçak ile doğradılar tenini
Şu bodrumun dağlarında ceylanlar dolaşır / Kara haber mefaret hanım pek tez ulaşır / Hakim hanımın memleketi kütahya tavşan / Hakim hanım sen eyledin bizleri perişan.
https://www.youtube.com/watch?v=9a0zvOThVbs
Bodrumlular erken biçer ekini / Feleğe kurban mı gittin bodrum hakimi / Nasıl astın mefaret hanım ipe de kendini / Altın makas gümüş bıçak ile doğradılar tenini
Şu bodrumun dağlarında ceylanlar dolaşır / Kara haber mefaret hanım pek tez ulaşır / Hakim hanımın memleketi kütahya tavşan / Hakim hanım sen eyledin bizleri perişan.
31 Aralık 2017 Pazar
Aile Arasında - 2017
Bir süredir sinemada yeni vizyona girmiş filmleri izlemeye gitmiyordum, herkes konuşunca ve çok sevilince Aile Arasında'yı izlemeye karar verdim. Açıkçası filmi beğendim, haftanın yorgunluğuna da çok iyi geldi bir komedi filmi izlemek. Gülse Birsel zaten kendisini komedi dizileri/filmleri ve oyunculuğu ile sevdirmiş birisi. Bu filminde de olaylar yirmi yıldır tanışan ve sevgili olan müzisyen Neco ve aynı pavyonda vokalist olarak çalışan Solmaz'ın birlikteliklerinin Neco'nun başka bir kadın için evi terk etmesiyle başlar. Kaldıkları eski ahşap evin bir odasını tesadüfen tanıştığı işleri maddi açıdan kötüye gittiği için karısı tarafından terk edilen nevrotik Fikret'e kiralayan Solmaz bir taraftan da kızının dertleri ile meşgul olmaktadır. Kızı Zeynep'in Adana'da zengin bir ailenin oğlu olan Emirhan'la evlenmeye karar vermesinin ardından kızının mutluğu için olmadık şeyler planlar. Herkes aile arasında, kıza süre içinde her şeyin başlayıp biteceğini düşünürken, damadın ailesinin Adanalı olması Solmaz'ın planlarının gidişatını değiştirir ve olaylar kontrolden çıkmaya başlar. Bir taraftan kontrolü sağlamaya çalışıp diğer taraftan gelenekçi ve saldırgan Adanalı aile ile çocuklarının düğünlerini yapmaya çalışan Solmaz'la Fikret, bakalım herhangi bir sorun yaşamadan amaçlarına ulaşabilecekler midir?
Filmin yönetmeni son zamanlarda adı duyulmaya başlayan Ozan Açıktan, oyuncu kadrosu ise çok zengin, kadroda Engin Günaydın, Demet Evgar, Erdal Özyağcılar, Devrim Yakut, Fatih Artman, Şevket Çoruh, Gülse Birsel gibi bir şekilde tanıyıp sevdiğimiz oyuncular yer alıyor. Bu arada daha önce isim olarak tanıyıp dikkatimi çekmeyen trans birey Ayta Sözeri'yi de bu filmle tanıdım diyebilirim. Filmin senaryosu sevenleri kadar eleştirenleri de bol olan Gülse Birsel'e ait. Ben kendisi hakkında tarafsız düşünenlerdenim ancak çok iyi bir gözlem yeteneği olduğu ve bunu yazılarına başarılı bir şekilde aktarabildiği kanaatindeyim. Film orta karar başarılı bir komedi filmi, boş vakitlerinizde eğlenmek için izleyebilirsiniz. Şimdiden iyi seyirler!
-Erkek tarafı mısınız, kız tarafı mı?
-Ben gerçeğin tarafındayım.
-Hoş gelmişsiniz.
Filmin yönetmeni son zamanlarda adı duyulmaya başlayan Ozan Açıktan, oyuncu kadrosu ise çok zengin, kadroda Engin Günaydın, Demet Evgar, Erdal Özyağcılar, Devrim Yakut, Fatih Artman, Şevket Çoruh, Gülse Birsel gibi bir şekilde tanıyıp sevdiğimiz oyuncular yer alıyor. Bu arada daha önce isim olarak tanıyıp dikkatimi çekmeyen trans birey Ayta Sözeri'yi de bu filmle tanıdım diyebilirim. Filmin senaryosu sevenleri kadar eleştirenleri de bol olan Gülse Birsel'e ait. Ben kendisi hakkında tarafsız düşünenlerdenim ancak çok iyi bir gözlem yeteneği olduğu ve bunu yazılarına başarılı bir şekilde aktarabildiği kanaatindeyim. Film orta karar başarılı bir komedi filmi, boş vakitlerinizde eğlenmek için izleyebilirsiniz. Şimdiden iyi seyirler!
-Erkek tarafı mısınız, kız tarafı mı?
-Ben gerçeğin tarafındayım.
-Hoş gelmişsiniz.
Etiketler:
AİLE ARASINDA,
AYTA SÖZERİ,
DEMET EVGAR,
DEVRİM YAKUT,
ENGİN GÜNAYDIN,
ERDAL ÖZYAĞCILAR,
FATİH ARTMAN,
GÜLSE BİRSEL,
KOMEDİ,
KOMEDİ FİLMİ,
OZAN AÇIKTAN,
ŞEVKET ÇORUH
28 Aralık 2017 Perşembe
Gözlerindeki Sır - 2009
Filmi tesadüfen gördüğüm "Arjantin Sinema Günleri" afişinde gördüm ilk olarak. Daha önce Oscar kazanmış olduğu için ve Güney Amerika sinemasına ilişkin herhangi bir fikrim olmadığı için izlemeye gittim. Film Eduardo Sacheri'nin yazdığı La pregunta de sus ojos (Gözlerindeki Sorular) adlı romandan uyarlanmış ve genel olarak yavaş ilerleyen uzun bir film. Bu nedenle bazı sahnelerde bir an önce sonuca ulaşmak istiyorsunuz. Bu filmi "hukuk konulu" filmler kategorisine de alabiliriz, zira temeline aldığı hikaye adli ve polisiye bir içerikte. Hikayenin anlatıcısı başkentte mahkeme kaleminde yıllarca sorgu müfettişliği yapan Benjamin Esposito'dur. Başına gelen bazı olumsuz durumlarda dolayı geriye kalan yıllarını farklı bir şehirde geçirip emekli olan ve yıllar önce başkentte dosyasını incelediği ve kendisini derinden etkileyen bir vakayı polisiye roman şeklinde yazmak isteyen Benjamin, bu nedenle tekrar eski çalıştığı yere dönüş yapar. Yaklaşıl yirmi beş önce yaşanan bir tecavüz ve cinayet vakasının detaylarını yazarken, bu vaka ile ilgili daha önce dikkatini çekmeyen unsurları görmeye başlar. Dosyanın içeriğini inceleyip eski ahbapları ile tekrar görüşmeye başlaması vicdanında yer alan hakkaniyet duygusunu yeniden yüzeye çıkarır. Yıllar önce baştan savma kapatılan cinayet vakası bir anda hayatının merkezine yerleşir. Filmin yönetmeni Juan Jose Campanella, oyuncuları ise Ricardo Darin, Soledad Villamil, Pablo Rago ve Javier Godio. Arjantin sinemasının son dönemde çıkan en iyi filmleri arasında gösterilen Gözlerindeki Sır 2010 yılının en iyi yabancı film dalınca Oscar ödülünü de kazanmış. Hatta aynı yıl Michael Haneke'nin Beyaz Bant filmi de adaylar arasındayken filmin büyük bir başarı gösterdiği söylenebilir. Bazı kaynaklarda filmde bulunan stadyum sahnesi çok övülmüş ancak ben bu sahneyi olağanüstü bulmadım. Yalnızca burada filmin temposu biraz artmıştı. Film kötü bir film değil, belirttiği gibi fazla uzundu ve sürekli bir "çağrışım yapma" "metafor oluşturma" iddiası üzerine kuruluydu. Bu nedenle artık bir yerde bitmesini bekledim. Çok beğenenler de olmuş, belki siz seversiniz. Bu arada, filmi izlerken Pablo Rago'nun yüzü çok tanıdık gelmişti, biraz araştırınca kendisinin yıllar önce benim de izlediğim Türkiye'de de yayınlanan Natalia Oreiro'nun başrolde oynadığı Kaçak Kız (Kachorra) dizisinde oynadığını tespit ettim. İyi seyirler!
"A guy can change anything. His face, his home, his family, his girlfriend, his religion,his God. But there's one thing he can't change. He can't change his passion..."
22 Aralık 2017 Cuma
Tatlı Şeyler - 2017
Güzel, sıcak ve eğlenceli bir filmdi! Aslında böyle bir filmden haberim yoktu ancak güncel filmlere bakarken bunu da görünce izlemek istedim. Tahmin edeceğiniz üzere çok başarılı bir film değil, ama boş vakit geçirmek ve biraz eğlenmek için izlenebilir. Zaten neden bilmiyorum, 2017 yılında izlediğim hiçbir filmi çok beğenmedim ya da etkileyici bulmadım. Filmin konusuna gelirsek, iki modacı, modacı Ercan ve moda ikonu Hamido, bir defileye yetişmek için arabalarıyla güneye doğru yola çıkarlar. Yolda hiç ummadıkları bir sorun ile karşılaşırlar: bir bebek. Nereden çıktığı anlaşılamayan bir bebek eşyaları ve çir çanta dolusu para ile birlikte arabalarına bırakılmıştır. Ercan ve Hamido bir taraftan defileye yetişirken bir taraftan da bebekle ilgilenmeye çalışırlar. Bu arada bebeğin babasının mafya ile başı beladadır ve peşlerindedir. Aynı zamanda parasın asıl sahibi olan mafyanın kendisi de parayı geri alabilmek için her yolu denemeye hazırdır. Kendi hallerindeki yolculukları bir anda polisiye kovalamacaya dönen modacılar bakalım hem başlarındaki belayı savıp hem de defilelerine vaktine yetişebilecekler midir?
Filmin yönetmeni Uğur Uludağ, oyuncuları ise Cem Özer, İlhan Şeşen, Cem Uçan, Toprak Sergen, Demet Şaşmaz ve yine yönetmenin kendisi Uğur Uludağ. Yüksek beklentiyle izlememeniz gereken bir film, eğer vakit geçirmek ve eğlenmek isterseniz, komik ve duygusal filme biraz vakit ayırabilirsiniz. İyi seyirler!
"Bu ülkede kız olmak zor, erkek olmak da zor. Bir kadın bir kızın üzerinde baskı kurarak erkek olduğunu zannediyorsun. bu yüzden biz ne onu ne bunu seçtik. İnsan olmayı seçtik".
11 Aralık 2017 Pazartesi
Zoraki Kral (The King's Speech) - 2010
Geçtiğimiz hafta çalıştığım kurumun atadığı eğiticinin eğitimi adı verilen bir eğitime katılmıştım, burada eğitimci bize birkaç konuşma düzeltme taktiği vermişti. Sonrasında bu filmi izleyince biraz şaşırdım açıkçası zira burada da benzer taktikler konuşuldu. Film tarihsel drama kategorisinde yer alıyor, hikayesi ise İngiltere kralı VI. George'un kekemeliğinin üstesinden gelmesini konu alıyor. V. George'un ölümünden sonra tahta VIII. Edward geçer ancak Amerikalı Wallis Simpson ile evlenmesine kraliyet ailesi hiç sıcak bakmamaktadır. Wallis Simpson'un evli olması nedeniyle kabine tarafından da veto alan VIII. Edward tahtı kardeşi VI. George'a bırakmak zorunda kalır. VI. George ise kekemedir ve halka hitap etmekte zorlanmakta ve bu nedenle halkın saygı ve sevgisini kazanamamaktadır. Kekemeliğini yenebilmek için pek çok konuşma terapistine giden kral, en sonunda farklı yöntemleri olan ve kendisine ilk adı ile hitap eden (İngilizler için bu bir tabudur) Avustralyalı konuşma terapisti Lionel Logue ile tanışır. En başta VI. George Lionel'in sıra dışı davranış şeklini yadırgasa da zamanla arkadaş olurlar ve II. Dünya Savaşı'ndan önce yapılacak radyo yayınında yapılacak konuşmaya hazırlık yapmaya başlarlar. Filmin yönetmeni müzikal şeklinde çekin Sefiller filminin de yönetmenliğini yapmış olan Tom Hooper, oyuncuları ise Colin Firth, Helena Bonham Carter, Geoffrey Rush ve Derek Jacobi. Filmin senaristi David Seidler gençliğinde kendisi de kekemelik ile savaşmış ve yenmiş birisi. Bu nedenle kendisiyle aynı kaderi paylaşan VI. George'un hayatını özellikle incelemiş. VI. George'un terapisti Lionel Logue'un şahsi not defterindeki notlar da kullanılarak bu senaryoyu hazırlamış. Pek çok ödüle aday gösterilen film, 2011 yılında en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi erkek oyuncu ve en özgün senaryo Oscar ödüllerini kazanmış. Filmdeki mekan seçimleri, oyuncuların kostüm ve makyajları da çok özenli seçilmişti, Colin Firth'in oyunculuğunu da çok beğendim. Kekeme bir insanın tereddütleri ve tedirginliğini çok iyi yansıtmıştı. Filmi izlemenizi tavsiye ederim, iyi seyirler!
Etiketler:
COLIN FIRTH,
DAVID SEIDLER,
DEREK JACOBI,
GEOFFREY RUSH,
HELENA BONHAM CARTER,
THE KING'S SPEECH,
TOM HOOPER,
VI. GEORGE,
VIII. EDWARD,
WALLIS SIMPSON,
ZORAKİ KRAL
Vezir Parmağı - 2017
Mahsun Kırmızıgül'ün yönettiği filmlerin tümünü henüz izlemedim ancak bu film adı itibariyle ilgimi çekti. Gencinden yaşlısına pek çok ünlü oyuncunun oynadığı filmin Osmanlı döneminde geçmesi ve aynı zamanda komedi unsurları içermesi filmi izlemek istememdeki önemli etkenlerden. Hikaye Osmanlı döneminde geçiyor ancak Osmanlı tarihine çok hakim olmadığım için net tarihi size söyleyebilecek durumda değilim. Hikayeden kısaca bahsetmek gerekirse, büyük bir coğrafyaya yayılmış olan Osmanlı Devleti bunun doğal bir sonucu olarak içinde pek çok milletten tebaa barındırmaktadır. Aynı şekilde uzak coğrafyalarda bitmeyen savaşlardan da muzdariptir. Yine bu bitmeyen savaşlardan birine bir köyün tüm erkekleri gitmiştir ancak aradan uzun yıllar geçmesine rağmen hiç dönen olmamıştır. Köyde erkeksiz kalan kadınlar bir süre sonra vezir-i azama mektup yazarak meramlarını dile getirirler ve köydeki kadınların istekleri ve soylarının devamı için köye erkek göndermesini talep ederler. Osmanlı veziri bu isteği ciddiye alır ve memleketin farklı bölgelerinden gelen beş erkeğin köye gönderilmesini emreder. "Erkeksiz bir köyün" varlığı İstanbul'da küçük bir dedikoduya neden olsa da, her şey halledilerek özel olarak seçilen beş adam bu köye doğru yola çıkar. Fakat köydeki kadınların sayısı tahmin edilenden fazla olduğu için buradan sonra eğlenceli bir çekişme başlar.
Filmin yönetmeni daha önce de bahsettiğim gibi Mahsun Kırmızıgül, oyuncuları arasında ise yine kendisi ile beraber Selim Bayraktar, Ece Uslu, Yasemin Yalçın, Gülben Ergen, Derya Şensoy, Ali Sürmeli, Meral Çetinkaya gibi pek çok ünlü isim var. Bu blogda filmler hakkında kısa yazılar yazsam da, film tekniklerinden çok anladığım söylenemez ancak yine de filmler hakkında öznel yorumlarda bulunmayı seviyorum. Açıkçası bu filmi beğenmedim, Mahsun Kırmızıgül'den daha iyi filmler izlemiştim. Bu filminden neden alışagelen konularının dışına çıktı anlam veremedim. Yine de derin analiz etmeden, Ertem Eğilmez'in Osmanlıyı anlatan filmleri gibi düşünüp anı değerlendirmek ve gülüp geçmek adına izlenebilecek bir film, ilgisini çekenler için iyi seyirler!
"Bu dünyada kimsen yoksa, fakirsen fukaraysan hiç kimse yüzüne bakmaz."
Filmin yönetmeni daha önce de bahsettiğim gibi Mahsun Kırmızıgül, oyuncuları arasında ise yine kendisi ile beraber Selim Bayraktar, Ece Uslu, Yasemin Yalçın, Gülben Ergen, Derya Şensoy, Ali Sürmeli, Meral Çetinkaya gibi pek çok ünlü isim var. Bu blogda filmler hakkında kısa yazılar yazsam da, film tekniklerinden çok anladığım söylenemez ancak yine de filmler hakkında öznel yorumlarda bulunmayı seviyorum. Açıkçası bu filmi beğenmedim, Mahsun Kırmızıgül'den daha iyi filmler izlemiştim. Bu filminden neden alışagelen konularının dışına çıktı anlam veremedim. Yine de derin analiz etmeden, Ertem Eğilmez'in Osmanlıyı anlatan filmleri gibi düşünüp anı değerlendirmek ve gülüp geçmek adına izlenebilecek bir film, ilgisini çekenler için iyi seyirler!
"Bu dünyada kimsen yoksa, fakirsen fukaraysan hiç kimse yüzüne bakmaz."
28 Kasım 2017 Salı
Ghajini - 2008
Aamir Khan'ı sevdiğim için filmlerini ara ara izliyorum, zaten sık bahsettiğim için bunu fark etmişsinizdir. Bu filmin konusunu bilmeden, yalnızca güncel filmlerden birisi olduğu için tercih ettim ve hikayesini inanılmaz beğendim. Sonrasında yorumlarından okuduğumda öğrendim ki, filmin senaryosu Christopher Nolan'ın Memento (Akıl Defteri) filminin senaryosu ile çok benzerlik gösteriyormuş, tabi ben Akıl Defteri filmini izlemediğim için bu film bana sürpriz oldu. Hikayeye gelirsek, filmin ana kahramanı Hindistan'da büyük bir GSM şirketinin sahibi genç ve bekar bir iş adamı olan Sanjay Singhania'nın yolu reklamlarda oynayan iyi kalpli ve güzel bir kız olan Kalpana ile kesişir. Kendisini Kalpana'ya farklı biri gibi tanıtan Sanjay bir süre sonra Kalpana'dan etkilenir ve kendisiyle evlenme hayalleri kurar. Tam gerçek kimliğini açıklayacağı sırada Kalpana öldürülür ve kendisi de kafasına aldığı büyük bir darbe ile geçmişini unutur. Sanjay yalnızca geçmişini değil, tüm benliğini kaybeder zira kısa süreli bir hafızaya sahiptir ve sadece on beş dakikalık bir süreyi aklında tutabilmektedir. Vücuduna kazıdığı dövmeler ve cebinde taşıdığı not defteri ile hem geçmişini hem de içinde yaşadığı anı bir arada tutmaya çalışan Sanjay, aynı zamanda da Kalpana'yı öldürenlerden de intikam almaya ant içmiştir. Ancak yaşadığı olayların yalnızca on beş dakikasını aklında tutabilen bir adam, ne kadar başarılı olabilecektir?Filmin yönetmeni A.R. Murugadoss; oyuncu olarak ise Sanjay rolünde Aamir Khan, Kalpana rolünde ise Asin bulunuyor. Filmin yönetmeni aynı filmi 2005 yılında aynı adla fakat farklı oyuncularla çekmiş ancak tahminimce çok sevildiği için 2008 yılında daha tanınan Bollywood oyuncuları ile tekrar beyaz perdeye yansıtmış. 2008 yapımı film yayınlandığı yıl Uluslararası Hint Film Akademisi Ödülleri’nde en iyi aksiyon, en iyi ses kaydı gibi ödülleri kazanmış. Zaten bu filmi içindeki dramatik öykünün yanında Bollywood'dan ayrı tutmak da imkansız gibi, arada verilen müzikli - danslı klipler filmin üç saat uzunluğunda olduğunu bile unutturuyor. Hint sineması sevenler için filmi tavsiye ederim, Hollywood sevenler de Akıl Defteri'ni izleyebilir. İyi seyirler!
"Imagination is a magic wand, it revolves around and moves around."
15 Kasım 2017 Çarşamba
Macbeth - 2015
Shakespeare'in Macbeth'ini okuduğumdan bu yana filmini izlemek için fırsat kolluyordum. Filmlere baktığımda farklı zamanlarda çekilmiş birkaç tane Macbeth filmi olduğunu gördüm ancak daha iyi bir görüntü kalitesi olacağı umuduyla 2015 yapımı olan filmi tercih ettim. Nedenini tam anlayamamakla beraber, bu filme hiç ısınamadım, Marion Cotillard bile filmi güzelleştirememiş. Ya da benim kitabı okurken aklımda canlanan sahneler bambaşkaydı hayal kırıklığına uğradım bilemiyorum. Filmin sahnelerinde hiçbir canlılık veya ihtiras yoktu, o nedenle hikayenin yüksek temposunu maalesef hissedemedim. Daha önce kitabı okuyanlar veya daha eski yapım filmleri izleyenlerin aşina olacağı gibi, konu 11. yüzyıl İskoçya'sında kralın ordusunda görev yapan ve krala sadakatiyle bilinen Macbeth'in önemli zaferler kazandıktan sonra üç kadın kahinin kehanetiyle yoldan çıkmasını anlatmaktadır. Kehanete göre Macbeth önce Cawdor Baronu daha sonra da kral olacaktır. Bu kehanete itibar etmeyen Macbeth, kralın kendisini Cawdor Baronu ilan etmesiyle içine bir şüpheyle karışık bir umut doğar. Hırslı ve güç sevdalısı karısının da kışkırtmasıyla kral olmak için harekete geçer ve mevcut kralı öldürüp yerine geçer. İşlediği suçların da ağırlığıyla içi hiç huzur bulmayan Macbeth elindeki güçle ne yapacağını bilemez ve git gide daha da paranoyak olur. Geri dönülemez bir yola girdiğini fark eden Macbeth, elde ettiklerini kaybetmemek için kendini kötülükle zehirlemek pahasına elinden gelen her şeyi yapacaktır.Shakespeare'nin bu eseri yine İskoçya'da yaşamış bir Generalin hayatından esinlenilerek yazılmıştır. Tiyatro oyunu olarak yazılan eser, yazıldığı günden bu yana dünyanın pek çok yerinde sahnelenmiş ve birkaç kere de filme çekilmiştir. Bu filmin yönetmenliğini Assassin's Creed 3D filmini de yönetmenliğini yapmış olan Justin Kurzel yapıyor, bay ve bayan Macbeth rolünde ise Michael Fassbender ve Marion Cotillard yer alıyor. Filmde sahneler kasvetli, kanlı ve karanlık olduğu için filmi sevemediğimden bahsetmiştim ancak Orson Welles'in 1948 yapımı filmini ya da Roman Polanski'nin 1971 yapımı filmini izlemediğim için kıyaslama da yapamıyorum. Zaten ilig duyan biriyseniz, en az birini izlemişsinizdir. İyi seyirler!
Life's but a walking shadow. Honor. Love. Friends. But in there's death. Curses."
3 Kasım 2017 Cuma
The Pyramid Code (2009)
Mısır gezi planı yaptığımız için bir tavsiye üzerine bu belgesel serisini izledik. Aslında seriyi beğendim ama belki de beklentim daha yüksekti ya da daha egzotik ve mistik görüntüler bekledim bilemiyorum, biraz hayal kırıklığı da yaşadım. Bu işin nedeni, çocukluğumdan bu yana izlediğimiz sinema filmlerinde Eski Mısır'ın bize çok egzotik ve büyüleyici olarak tanıtılması diye düşünüyorum ancak gerçekler her zaman filmlerdeki gibi büyüleyici olamayabiliyor. Aslında, bir açıdan baktığımızda, görüntülerin 2008-2009 yılında çekildiğini düşündüğümüzde antik kentlerde bazı bozulmaların olması da doğal. Ben izlemek isteyenleri etkilemiş gibi olmayayım :). The Pyramid Code toplamda 5 bölümden oluşan bir belgesel. Belgeselde piramit bölgesinin ve eski mısır tapınaklarının gizemi araştırılarak, Altın Çağ (Golden Age) denilen dönemde Mısır'ın ne kadar ileride olduğuna ilişkin bazı teoriler ortaya atılıyor. Söylenene göre, hazırlayan kişiler belgeselin yayınından önce 25 kez Mısır'a bir o kadar da diğer ülkelere gitmişler (tahminimce Avrupa'da bulunan müzelerden papirüsler ve Antik Mısır dönemine ait diğer ürünler incelenmiştir). Alt yapısına bakıldığında, belgeselin hazırlanmasında jeologların, astrofizik ve arkeoloji uzmanlarının, resim yazı uzmanlarının ve kimyagerlerin çalıştığı da görülüyor. Üzerinde çalışılmış bir proje olduğu kesin, ilgisini çeken kişilere mutlaka tavsiye ediyorum.
Son olarak her birisi yaklaşıl 45 dakika olan bölümlerden kısaca bahsetmek istiyorum, birinci bölümde piramitlerin neden yapıldığına ilişkin bazı teoriler ortaya atılırken, Eski Mısır'a ait geleneksel hikayeler de tartışılıyor. İkinci bölümde, Eski Mısır'ın dönemine göre ne kadar ileri bir uygarlık olduğu ve tapınaklarının yapımında hangi tür teknolojilerin kullanılmış olabileceği tartışılıyor. Üçüncü bölümde, resim yazılarındaki bazı sembollerin anlamlarından bahsedilerek, kozmoloji ile olan bağlantısı tartışılıyor. Dördüncü bölümde piramitlerin yapımında bazı üstün yeteneklere sahip insanların rol aldığı tartışılıyor ve Altın Çağ'a vurgu yapılıyor. Son bölümde ise yıldızların hareketleri ve zaman döngüleri incelenerek, Mısır hakkında farklı bir kronoloji ortaya atılıyor. Şimdiden iyi seyirler!
Netflix üzerinden izlemek isteyenler için:
27 Ekim 2017 Cuma
Sihirbazlar Çetesi - 2 (Now You See Me - 2) - 2016
Daha önce serinin ilk filmi hakkında kısa bir yazı yazmıştım, şimdi ikincisini de izledim. İkinci film de en az birincisi kadar heyecan uyandırıcıydı. Bu kadar başarılı oyuncular bir araya gelince, böyle güzel bir film ortaya çıkması da kaçınılmaz oluyor tabi. Hikayeye gelirsek, ilk filmin sonunda canlı yayında gözünüzün içine baka baka oynanan bir gösteri ile Robin Hood stili tüm paranın halka dağıtıldığı sahnenin üzerinden bir yıl geçmiştir. Daha önceden planlanan tarihte ve planlanan yerde dünyanın en hünerli illüzyonistleri olan Atlılar Çetesi bir araya gelecek ve yeni bir gösteri yapacaktır. Belirlenen tarihte halkın gösteri için meydanları doldurduğu alanda polis de çeteyi tutuklamak üzere beklemektedir. Kaçmanın kendileri seviyesindeki illüzyon ustaları için çocuk oyuncağı olduğunu göstermek isteyen çete üyelerinin ilk planları pek de umulduğu gibi ilerlemez, B planları bile umulduğu gibi gitmez. Egoları yüzünden mi her şey bu hale gelmiştir yoksa aslında yaşananların tümü çok daha büyük bir planın bir parçası mıdır? Çetenin itibarlarını yeniden kazanmak için çok daha büyük bir soygun yapmak zorunda mıdır? Bilim mi daha güçlüdür yoksa gözbağı mı? Bu tür filmlerde bazen bu ikilemleri çözmek zorunda değilsiniz, seyir zevkine kendinizi bırakın gitsin, size eğlenceli bir saat vadediyor. Devam filminin yönetmenliğini Jon M. Chu yapıyor, oyuncuları ise ilk filmden de tanıdığımız kişiler: Mark Ruffalo, Lizzy Caplan, Morgan Freeman, Jesse Eisenberg ve Woody Harrelson. Bu kadar birbirine meydan okuyan oyuncuyu bir arada bulunca bu filmi izlemek de kaçırılmamalı diyorum kendi adıma. Film hiç düşmeden ilerleyen bir tempoya sahip olduğu için sürpriz bozmamak adına fazla da bahsetmek istemiyorum, iyi seyirler şimdiden!
"Seeing is believing, but is it truth? Depends on your point-of-view. Are you listening, horsemen? When you emerge, and you will, I will be there... waiting. Because mark my words, you will get what's coming to you... in ways you can't expect... but very much deserve. Because once thing I believe in is an eye for an eye."
Sihirbazlar Çetesi filmi hakkında (ilk film):
Tıklayınız
25 Ekim 2017 Çarşamba
Kayıp Zamanlar (Vanishing Time: a Boy Who Returned) - 2016
Özellikle Kore yapımı filmleri izlemiyorum ya da Uzak Doğu sinemasının yakın takipçisi değilim. Ancak bir şekilde karşıma çıkarsa da merak edip izliyorum. Kayıp Zamanlar, Güney Kore yapımı senaristliğini ve yönetmenliğini aynı kişinin yapmış olduğu bir film. Şimdiye kadar çok fazla Güney Kore filmi izlememiş olsam da, Okja filminde veya bu filmde dikkatimi çeken bir husus var: Koreliler duygularını uçlarda yaşamayı seviyorlar. Filmin konusuna gelirsek; film üzerinde yerleşim olan küçük bir adada geçmektedir. Bir grup ergen çocuk (üç erkek bir de kız) yakınlarda bulunan bir maden ocağındaki patlamayı izlemek üzere gizlice yasak bölgeye girerler. Yasak bölgede ormanda ilerlerken bir ağaç kovuğunda suyun dibinde yeşil bir yumurta bulurlar. Duydukları bir hikayeye göre bu yumurta zamana hükmedebilen bir cine aittir ve kırılırsa kıran çocuklar yetişkin olana kadar zamanın ötesinde kalacaklardır. Bu arada Soo-rin tokasını ağaç kovuğunda unuttuğunu fark eder, onu almak için kovuğa girip çıktıktan sonra yumurtanın kırılmış ve tüm arkadaşlarının ortadan kaybolmuş olduklarını görür. Tüm şehir bir yaşananlar tam bir muammadır, üç çocuğun nereye kaybolduğunu bulabilmek adına tüm polis örgütü seferber olur ancak herhangi bir ize ulaşamazlar. Yetişkin bir adamın Soo-rin'e gelerek aklını karıştırması da tüm gözlerin bu adama çevrilmesine neden olur: Acaba çocukları bu adam mı kaçırmıştır?Filmin yönetmeni Güney Koreli senaryo yazarı ve yönetmen olan Tae-hwa Eom (ben daha önce adını hiç duymamıştım), oyuncuları ise Dong-won Gang ve Eun-soo Shin. Fantastik hikayeleri gerçekten severim, ama senarist bu hikayeyi bir noktada fantastik olmaktan çıkarıp filmdeki polislerin "komplo teorisi"nden esinlenerek "pedofili" hikayesine çevirmiş olsaydı izleyiciye daha çok sürpriz olurdu diye düşünüyorum. Filmin mevcut senaryosunu da beğendim, yalnızca bazı sahnelerde olayları nasıl birbirine bağladı anlayamadım. Ama fantastik film olduğundan bazen de mantık aramamak gerekir :). Ben beğendim, umarım siz de seversiniz. İyi seyirler!
"When you are fully immersed in something, subjective time flows faster. Mihaly's 'Flow Theory'. It's good to feel time pass, you try it too. I wish I could live well here like you..."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




