RESSAM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
RESSAM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2018 Pazartesi

Loving Vincent - 2017

Resim kursundan arkadaşlarla program yapıp gösterimden kalkmadan bu filmi izledik. Aslında Aralık sonu gösterime girdi ama neden bu kadar çabuk seansları sona erdi anlayamadım, tahminimce Cem Yılmaz'ın yeni filmi nedeniyle salonlar olduğu için bazı filmler erken vizyondan kalktı. Ben kendi adıma bu filmi izleyebildiğim için mutluyum, filmin Van Gogh tarzı çizimler/fırça darbeleriyle ortaya çıkan resimlerin canlandırılması sonucu akıp gitmesi çok hoşuma gitti. Yalnızca ben Vincent Van Gogh'un hayatı hakkında bir film izleyeceğimi düşünmüştüm ancak film Van Gogh'un ölümünden sonra Armand Roulin'in yardımıyla şekillenen Van Gogh hakkında kısa bir hikaye kesitinden oluşuyor. Armand Roulin, ressamın Hollanda'dan arkadaşı olan ve resmini de yaptığı Postacı'nın oğlu. Van Gogh resim yapmaktan kalan vakitlerinin tümünü mektup yazıp Fransa'daki kardeşi Theo'ya göndermekle geçirdiği için Postacı ile çok yakındırlar. Auvers - Fransa'da bir doktordan tedavi görmekte olan Van Gogh'un ölüm haberinin ardından iade edilen son mektubunu Postacı'nın oğlu Armand Roulin asıl sahibi olan Theo'ya vermek üzere Fransa'ya doğru yola çıkar. Fransa'da vardığında Theo'nun da Vincent'in intiharından altı ay sonra vefat ettiğini öğrenen Armand, mektubu vermek üzere hayatta kalan bir akraba arayışı içine girer. Bu süreçte Van Gogh'un kaldığı pansiyon, tedavi gördüğü doktor ve son günlerinde yanında olan kişilerle konuşunca Vincent Van Gogh'un intiharının esrarının da peşine düşer.
 
Filmin yönetmenleri Dorota Kobiela ve Hugh Welchman, oyuncuları ise, daha doğrusu resimlerin yapılmasına ilham olan kişilerin birkaçı Douglas Booth, Chris O'Dowd, Saoirse Ronan. Birkaç yıl önce 125 ressamın yardımıyla yapılmaya başlanan ve heyecanla beklenen film kanaatimce verilen emeğin hakkını vermiş. Dahilikle delilik arasında gidip gelen ve modern resim sanatının öncülerinden kabul edilen Van Gogh'un esrarlı hayatına detaylı bir ışık tutulmamış olsa da, izleyiciye resimleri hakkında fikir vererek ressamın hayatı hakkında merak uyandırmayı başarabiliyor. Sefalet içinde yaşayıp ölen ve hayattayken yalnızca bir resim satabilen Van Gogh'un tablolarına şimdi paha biçilememesi de ayrı bir ironi tabi. Eğer Amsterdam'a giderseniz bir gün, Van Gogh Müzesi'ne giderek filmde canlandırılan önemli eserlerin orijinallerini de görebilirsiniz. İyi seyirler!
 
"Vincent said I was living a lie but he has lived in struggle for the truth."
 
"What am I in the eyes of most people - a nonentity, an eccentric, or an unpleasant person - somebody who has no position in society and will never have; in short, the lowest of the low. All right, then - even if that were absolutely true, then I should one day like to show by my work what such an eccentric, such a nobody, has in his heart."
 

8 Mart 2015 Pazar

Büyük Gözler (Big Eyes) - 2015

Bu hafta sonu bu filme tesadüfen girdim diyebilirim ancak konusunu bilseydim eğer çok daha önceden izlemiş olurdum :). 1927 doğumlu kadın ressam Margaret Keane'in hayatını konu alan film Amerikalı ressamın geçtiği zorlu yollları da izleyiciye sunuyor.  İlk eşinden ayrıldıktan sonra küçük kızıyla birlikte hayata tutunabilmek için San Francisco'ya gelen Margaret, burada sokak ressamı olarak birkaç dolara resim yapıp satmaya başlar. Bu sırada tanıştığı başka bir ressam (?) olan Walter Keane ile evlenen Margaret, yaptığı tabloları ikinci soyadı ile imzalar ("Keane"). Duyguların en iyi gözlerle ifade edildiğine inanan Margaret değişik bir tarza sahip tekniğiyle tüm tablolarında çok iri gözlere sahip insanları (özellikle çocukları) resmeder. İlk başta satış staratejisi olarak "Keane" imzalı tabloları piyasaya sunan ve çeşitli yerlerde tanıtmaya çalışan Walter Keane, tabloların ilgi çekmesi ve üne kavuşması sonucunda bu başarıyı sahiplenir. En başta söylenen yalanlardan ve göz nuru tablolarını sahiplenememekten büyük rahatsızlık duyan Margaret, zamanla hem gidecek yeri hem de kendine güveni olmadığı için bu olaya göz yumar. Kazandıkları para artında hırsı da aynı oranda büyüyen Walter ile yaşamak zorlaşında, Margaret kızıyla beraber yaşayacakları başka bir yer arayışına girer. Yehova şahitlerine katılan Margaret, artık söylenen yalanlardan oldukça rahatsızdır ve durumu değiştirmeye niyetlidir.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Margaret Keane'nin resim sanatına büyük bir katkısı yoktur, kaldı ki pek çok eleştirmen tarafından da eleştirilmiştir. Ancak filmde vurgulanan husus başkadır: Genel anlamda 20. yy.'ın kadına bakış açısının eleştirildiği film, Margaret Keane'in erkek hegemonyasına başkaldırısını ve adalet arayışını öne çıkarmaktadır. Evlilikleri sırasında hep üzgün yüzleri resmeden Margaret'in boşandıktan sonra çizdiği tablolarındaki yüzlerin hep mutlu olduğu da söylentiler arasındadır.

Filmin yönetmeni "Beter Böcek", "Ölü Gelin", "Alis Harikalar Diyarında" ve "Frankenweenie" gibi masalsı/fantastik filmlerin de yönetmenliğini yapmış olan Tim Burton, oyuncuları Margaret rolünde Amy Adams ve Walter rolünde Christoph Waltz. Bu arada konuyla ilgisiz de olsa, dikkatimi geçtiği için söylemeden geçemeyeceğim, Birdman'da tiyatro eleştirmeni için yaplan "Tiyatro oyuncusu olamayan eleştirmeni olur" iğnelemesinin aynısını bu filmde de duymak (Ressam olamayan resim eleştirmeni olur) bana ilginç geldi. Sanırım Amerika'da böyle bir görüş hakim?