GERİLİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GERİLİM etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2015 Pazartesi

Güzel ve Çirkin (La Belle et la Bete) - 2014

Yıllar önce okuduğum ve anımsadığım hikaye ile tamamen uyumlu olmadığını fark etsem de, genel anlamda filmi beğendim. Hikayeyi okudunuz mu bilmiyorum ama bir şekilde aşina olduğunuzu düşünüyorum. Ben okumayı çocukluğumdan bu yana sevdiğimden, hemen hemen tüm masalları ve farklı versiyonlarını okumuştum. Dolayısıyla filmde "film etkisi" verilmek için tırmandırılan aksiyonu daha rahat gözlemleyebildim. Bildiğiniz üzere, olaylar bir tüccarın üç kızı ile beraber (filmde oğulları da var) tüm mal varlığını kaybedip, kırsal bir alana yerleşmesiyle başlıyor. Şehri son ziyaretinde lükse alışmış kızlarının taleplerini karşılayamayan tüccar en azından küçük kızı Güzel'in (Belle) kırmızı gül isteğini yerine getirebilmek için içinde çok güzel güller bulunan bir bahçeden br gül çalar. Çirkin (bahçe sahibi, The Beast, La Bete) bu izinsiz alınan gülün bedelini tüccarın tahmin etmediği şekilde talep edince, Güzel bu korkutucu şatoda Çirkin ile beraber yaşamaya başlar. Bir süre sonra şatonun pek de dışardan göründüğü gibi karanlık bir yer olmadığını fark eden Güzel'in fikirleri de yavaş yavaş değişecektir. Aslında ben şu an size ana hatlarıyla masalı anlattım, film de Güzel'in şatoya gelmesi ve burada yaşayıp Çirkin hakkındaki fikirlerinin değişmesinden daha fazlası var. Özellikle Güzel'in şatoya girmesinden sonra tüccarın oğullarının geçmişinden kaynaklanan bazı heyecanlı/gerilimli olaylar da yaşanıyor ancak bu kısımlar sanırım seyirciye sürpriz yaşatmak için konulmuş.

"Güzel ve Çirkin" masalının uyarlaması olan film masalsı ögeleri fazlasıyla güzel yansıtmış, özellikle şatonun bahçesi ve diğer unsurlar çok fantastikti, eleştirebileceğin bir husus Güzel ve Çirkin arasında gerçekleşen yakınlaşmanın biraz yüzeysel kalmasıydı. Korku ve fantastik türlerde film yapmayı seven Christophe Gans'ın bu filmin yönetmenliğini yaptığını düşünürsek, gerilim unsurlarını da daha iyi anlayabiliyoruz. Fransız yapımı bir film olduğundan başrollerde de Fransız oyuncular Vincent Cassel ve Léa Seydoux yer alması da şaşırtıcı değil. Daha önce de birkaç versiyonu çekilen filmi (1946 ve 1991) izlemenizi tavsiye ederim, özellikle fantastik türlerden hoşlanıyorsanız.

Belle: Who does this castle belong to?
Bete: Everything here belongs to me
Belle: You talk like any other man. It's a little disappointing.

1 Aralık 2014 Pazartesi

John Wick - 2014

Aslında Interstellar'ı izlemek istemiştik ancak Cinemaximum'da her zamanki gibi bir sistemsel bir sorun olduğunu görünce, en yakın seans olan bu filmi izledik. Fimi beğendim bu arada, her ne kadar klişe olsa da, film oldukça sürükleyiciydi. Aksiyon filmlerine çok yakışan ve olgunlaştıkça daha da çekici olmaya başlayan Keanu Reeves'in başrolünde oynadığı "John Wick" yavaş başlayıp hızlı ilerliyor. Filmde uzun yıllar mafya tetikçisi olarak çalışmış ve sonrasında durulmaya karar vererek emekliye ayrılmış John Wick'in tekrar başa saran hayatı anlatılıyor (Belki de Rus Mafyasının başındaki Viggo Tasarov'un dediği gibi, geçmişten kaçış yoktur, bir kez elini verirsen kolunu kaptırırsın). Emekli olduktan sonra sevdiği kadınla evlenen ve -hak etmediğini düşündüğü kadar güzel beş yıl geçiren- John Wick, karısının hastalanması ve ani ölümü ile yalnız kalır. Karısının kendisine son hediyesi olan yavru bir köpek sayesinde içinde yaşamak için yeniden bir umut beliren John, arabasına göz koyan mafya babası Viggo Tasarov'un şımarık oğlu Josef Tasarov'un son umut kırıntısını da yok etmesiyle kendisini yeniden olayların içinde bulur. Bu kez eskisinden farklı olarak intikam hırsıyla hareket ettiği için (güdülenmek için en etkili sebep) dikkatini tek bir noktaya odaklayacaktır. Salt aksiyondan daha fazlasını içerdiği için yavan olmayan bu film hakkında en güzel yorumu filmi tek başına götüren Keanu Reeves yapıyor: Aksiyon filmlerinin duygusal yönü olmasını seviyorum. Sadece şov olmaktan çıkıp bir hikâye anlatıyor.

Filmde en çok dikkatimi çeken noktalardan birisi John Wick'in lakabıydı (iki dilde lakabı var ilginç): Boogeyman! Türkçeye "öcü" olarak çevrilen bu kelime gerçek anlamıyla da bu. Ancak izleyenlerin dikkatini çekti mi bilmiyorum ancak bir yerde Viggo Tasarov John'u "Baba Yaga" olarak adlandırıyor. Baba Yaga, Sandman serisinin 6. kitabında Rus steplerinde geçen fantastik bir öyküde bahsedilen bir karakter olduğu için bu ifade benim ilgimi çekti: Baba Yaga Slav mitolojisinde cadı evya büyücü karakterdir, deforme olmuş bir vücudu vardır ve istediğinde kötülük getirir. John Wick'e yakışmayan tarafı, asıl hikayede Baba Yaga'nın aslında bir "kadın" olmasıdır. Neyse, bunlar önemsiz detaylar.

Filmin yönetmenliğini David Leitch ve Chad Stahelski beraber yapıyor. Daha önceki kariyerleri dublörlüğe dayanan ikilinin hiç de fena olmadığını söyleyebiliriz, her ne kadar film yer yer bilgisayar oyununu anımsatsa da :).

- Tekrar işe mi döndün?
– Hayır, sadece birkaç işi yoluna koyacağım.