ROBIN WILLIAMS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ROBIN WILLIAMS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2016 Pazartesi

The Angriest Man in Brooklyn - 2014

Robin Williams'ın ölümünden birkaç ay önce "Asabi Adam" adıyla vizyona giren bu film hayatı bir anda değişen ve muhtemelen sinirleri zayıf olduğu için hayatının ikinci yarısını aşırı mutsuz ve agresif geçiren bir adamın hikayesini anlatmaktadır. İki çocuğuyle ve eşiyle Brooklyn'de mutlu bir hayatı olan avukat Henry Altman (Robin Williams) yaşadığı bir kayıptan sonra hayata küsmüş ve "pessimist" (kötümser) bir insan olmuştur. Bu nemrut ve nefret dolu adam aynı zamanda da bir bela mıknatısı olması şaşırılabilecek bir durum da değil. Çevreye yaydığı olumsuz dalga ile tüm sakarlıklar da gelip kendisini bulmaktadır, sanki evren bu mutsuz adamdan öç alır gibidir. Eşiyle ve çocuğuyla arası bozuktur, yine kendisi gibi avukat olan erkek kardeşi kendisine güvenmemektedir ve günlük hayatında karşılaştığı tüm insanlarla kavga halindedir.  Tam bu dönemde gittiği hastanede kendisine beyin anevrizması tanısı konulunca kendisini birkaç saat gibi kısa bir ömrü kaldığına inandırır. Hayatının son anlarını "muhteşem" geçirmek için yola çıkan Henry Altman bu zamana karşı yolculukta hem kendisini hem de geçmişte yaptığı hataları sorgulayacaktır. Ya da gerçekten ölmeye değer bir son yaşamak peşindedir, kim bilir.

Filmin yönetmeni bir önceki filmini 2002 yılında yönetmiş olan Phil Alden Robinson'dur, oyuncuları ise Henry Altman rolünde Robin Williams, eşi rolünde Melissa Leo, doktor rolünde Mila Kunis ve Henry'nin erkek kardeşi rolünde Peter Dinklage'dir. Birkaç saat ömrünüz kalsaydı ne yapardınız sorusunun cevabını Henry Altman'ın kişisel bakış açısından izlediğimiz filmi vaktiniz varsa izlemenizi tavsiye ederim. Her ne kadar film dram-komedi olarak geçse de muhtemelen Robin Williams'ı daha önce bu rolde görmediniz.

"Anger is the only thing they left me. Anger is my refuge, it's my shield. Anger is my birthright!"

24 Kasım 2014 Pazartesi

Good Will Hunting (Can Dostum) - 1997

Özgün adı "Good Will Hunting" olan filmin senaryosu Matt Damon ve Ben Affleck tarafından yazılmış ve en iyi senaryo dalında ödül almıştır. Bir bakıma, bu senaryo & film ile hem senaristler hem de oyuncular kendilerini kanıtlamış ve adı dünyada duyulan ilk eserlerini meydana getirmişlerdir. Bazı yönleriyle biraz abartılı bulsam da, ben filmi beğendim. Will Hunting (Matt Damon) Massachuset Üniversitesi'nde hademe olarak çalışan İngilizlerin "Genius" olarak adlandırdığı tipte bir gençtir. Ancak -muhtemelen çocukluğu yalnız ve sefil geçtiği için- kendisini yönlendiren birisi olmadığından suç işlemeye & şiddete meyilli bir gençtir. Hademelik yaptığı sırada çözülmesi neredeyse imkansız matematik sorularını çözdüğü matematik profesörü tarafından keşfedilince hayatı da bir anlamda değişmiş olur. Basit suçlardan sabıkası bulunan Will Hunting, son olayından sonra profesörün kendisine kefil olmasıyla hapishaneden çıkar ancak profesörün bir şartı vardır: Tedavi görmesi. Profesör bu görev için eski bir arkadaşı terapist Sean Maguire (Robin Williams) ile anlaşır. İnsanlarla ilişkilerinde etrafına hep bir duvar çekerek arkasına saklanan Will, belki de bu terapistte kendisini bulacak ve onun hayatını yeniden yönlendirmesine izin verecektir? Senaryonun -inanılmaz özgün olmasa da- son derece etkileyici bir başarı öyküsüne odaklandığını söylemek mümkündür. Kaldı ki, en iyi senaryo dalında ödül kazanması da bunu kanıtlar niteliktedir.
 
Başrolünde Matt Damon, Ben Afflect ve Robin Williams'ın oynadığı filmin yönetmeni "Şöhret Tepesi" ve "Paris Seni Seviyorum" filmleriyle de tanınan Gus Van Sant'tır. Alınan diğer ödülün yanı sıra, Robin Williams da sergilediği performans ile en iyi yardımcı erkek oyuncu seçilerek oscar kazanmıştır. Arşivlik bir film olup olmadığına siz karar verin ancak izlemenizi tavsiye ederim!
 
"Mükemmel değilsin. Seni şüpheden kurtarayım tanıştığın o kız da mükemmel değil. Asıl soru birbiriniz için mükemmel olup olmadığınız. Önemli olan bu. Dünyadaki her şeyi bilebilirsin ama bunu öğrenmenin tek yolu denemektir."
 
"Sana kadınları sorsam neleri sevdikleri hakkında bir sürü şey sayarsın. Belki birkaç kere yatmışsındır da. Ama bir kadının yanında uyanmanın ve mutlu olmanın ne demek olduğunu söyleyemezsin. Sana savaşı sorsam Shakespeare’den bahsedersin değil mi? Ama hiç savaş görmedin. En yakın dostunun, kafası kucağında son nefesini verirken sana nasıl baktığını görmedin. Sana aşkı sorsam sonelerden alıntı yapacaksın. Ama bir kadının karşısında hiç tamamen savunmasız kalmadın. Sana gözleriyle hükmedecek birini hiç görmedin. Tanrı’nın seni cehennemden kurtarması için indirdiği meleğin o olduğunu hiç düşünmedin. Onun meleği olmak nasıl bir şey bunu da bilmiyorsun. Bir aşkı sonsuza dek paylaşmayı..."