NAOMI WATTS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
NAOMI WATTS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2017 Pazar

Yeniden Başla (Demolition) - 2015

Bazen yeni bir başlangıç için her şeyi geride bırakmak gerekebilir diyen bir film. Hatta bu filmin çok net bir özeti var o da hepimizin bildiği bir şarkı: Sil baştan başlamak gerek bazen / Hayatı sıfırlamak / Sil baştan sevmek gerek bazen / Her şeyi unutmak. Bu filmde başrol oyuncusu Davis Mitchell'in hayatının değişmesinin dönüm noktası eşiyle beraber geçirdiği trafik kazasında eşini kaybetmesiyle başlar. Yaşadığı duygusal şokun dışa vuramayan bu nedenle beyni boşaltılmış zombi gibi dolaşan Davis, eşinin vefat haberini aldığı hastanede bozuk bir otomata kaptırdığı parasını ve alamadığı çikolatasını kafasına fena halde takar. Otomat şirketine şikayet mektubu yazan Davis, bir süre cevap gelmemesine rağmen şikayet mektupları yazarak kendi hayat hikayesini tek taraflı olarak onlara anlatmaya devam eder ve bu mektuplar bir süre sonra müşteri temsilcisi Karen'in da ilgisini çekmeye başlar. Bu olayın alışkanlık haline gelmesinden sonra Davis, hayatını durmaksızın sorgulamaya, daha önce dikkat etmediği detayları görmeye ve önem verdiği şeyleri ise önemsizleştirmeye başlar. Ondaki bu değişim ailesinin de (eşinin ailesi) dikkatini çeker ve her fırsatta eleştirilir (Gregor Samsa gibi dışlanır neredeyse). Davis ise Karen ile birlikte tekrar kendine dönmeyi keşfeder ve modern çağın vebası "yalnızlık" ve "farkında olmadığımız takıntılar" ile de yüzleşir. Aslında herkes gibi o da yeni bir hayata başlayıp eskiye dair her şeyi geride bırakmaya çabalamaktadır.

Filmin yönetmeni Jean-Marc Vallee, oyuncuları ise mutsuz rollere çok yakışan Jake Gyllenhaal ve müşteri temsilcisi rolünde Naomi Watts. Filmin konusu durağan olsa da, heyecan uyandırdığını ve izleyiciyi merak ettirdiğini söylemek mümkün. Siz ne düşünürsünüz bilemiyorum ama ben oyuncuların da rollerine çok yakıştığını düşünüyorum, eğer bu senaryo bir kitap olsaydı ve ben hayalinde karakterleri canlandırsaydım, bunlar Jake ve Naomi gibi olurdu. Yeni başlangıç yapmak isteyenler için iyi seyirler!

"Dear Champion Vending Company: I put five quarters in your machine and proceeded to push B2, which should have given me peanut M&M's. Regrettably, it did not. I found this upsetting, as I was very hungry, and also my wife had died ten minutes earlier."

19 Nisan 2016 Salı

Diana - 2013

Trafik kazasında ani ölümü ile halkını üzüntüye boğan ve hakkında çeşitli komplo teorileri üretilen Lady Diana'nın kapalı kapılar ardında kalan hayatı tam bir drama. Aslında Lady Diana'nın hayatını okumadım (örneğin okuduğu okullar, gençlik yılları, ilk aşkı, Prens ile olan evliliği, Kraliçe ile olan ilişkisi vb.), bu nedenle hayatının detayları konusunda bilgim yok. Bu filmi izlemeden önce bu hususlara kısaca değinilir diye tahmin etmiştim ancak film Lady Diana'nın boşandıktan sonraki sürecine ve Pakistanlı kalp doktoru Hasnat Khan ile olan ilişkisine değiniyor (özellikle olsa gerek kraliyet ailesinden kimse filmde anlatılmamış). 1995-1997 yılları arasında süren ilişki, filmde Lady Diana'nın hayatının aşkıymış gibi anlatılıyor ve ayrıldıktan sonra da (kazada kendisi ile beraber olan Dodi Al-Fayed'e rağmen) Hasnat Khan'ı unutamadığı ima ediliyor. Aslını sorarasanız, Lady Di'nin 1997 yılında vefat ettiğini düşünürsek, Hasnat Khan ile Lady Di'nin arasında olanları şu an yalnızca Hasnat Khan bilebileceğinden, senaryoda anlatılanlarda kendisinin bir katkısı olmuştur mutlaka. Bu nedenle, Lady Di'nin kendisinden sonra onu kıskandırmak için başka bir sevgili edindiği yönündeki hikayede, muhtemelen Hasnat Khan'nın erkek egosunun bir parmağı var diye tahmin ediyorum. Netice itibariyle, otuz altı yaşındaki bir prensesin eski sevgilisini unutamadığı için onu cezalandırmak adına Mısırlı bir milyonerin oğlu olan Dodi Al-Fayed'le birlikte olması da bana gerçekçi gelmiyor. Yine de neler yaşandı yalnızca tüm sırları yanına alıp giden Lady Di ve Allah bilir!
 
Filmin yönetmeni Alman yönetmen Oliver Hirschbiegel ve başrol oyuncusu Naomi Watts. Naomi Watts'ın Lady Diana rolünde çok iyi bir iş çıkardığını söylemek isterim. Ben Lady Di'yi ve onun ölüm haberlerini hayal meyal anımsıyorum, ama yine de Naomi Watts'ı görünce Lady Di'yi anımsadığıma göre, rolün hakkını vermiş demektir. Filmin diğer oyuncuları, özellikle Naveen Andrews'i ise bu açıdan yeterince başarılı bulmadım. Sonuç olarak, Lady Diana'yı merak ediyorsanız, filmi izlemenizi tavsiye ederim.

"You say you love me, you'll always love me. Well, there's about five billion people on this planet who can say that! But is there one who can stay with me?"

28 Şubat 2015 Cumartesi

Birdman (Atmaca) - 2015

Birdman; Broadway'de tiyatro oyunları yöneten ve aynı zamanda oyunculuğunu yapan eski aktör Riggan Thomson'un hazinli hikayesidir diyebiliriz. Gençliğinde "Birdman" (Atmaca Adam) karakteriyle ünlenmiş ve herkes tarafından bu şekilde tanınan Riggan, yavaş yavaş silinen popülerliğini kazanabilmek için kendi ahlak kuralları çerçevesinde her şeyi yapmaya hazırdır. Büyük umutlar beslediği oyununun provaları sırasında oyunculardan birisi kaza geçirip yaralanınca, acilen oyuncu arayışına giren Riggan, oyunculardan birinin, Lesley'in tavsiyesiyle Mike Shiner (Edward Norton) ile anlaşır. Mike'ın sıra dışı taktikleri ve sanatı farklı yorumlayışını kendi algısına uydurmaya çalışan ve yeniliklerle sürekli çatışan Riggan, aynı zamanda asistanlığını yapan sorunlu bir ergen olan kızı Sam (Emma Watson), sevgilisi Laura (Andrea Riseborough), eski karısı Sylvia (Amy Ryan) ve acımasız tiyatro eleştirmenlerini de idare etmek zorundadır. İçinde olmayan birinin asla anlamayacağı "perde arkası sorunları"nın tüm açıklığıyla anlatıldığı bir film olması Birdman'i en iyi tanımlayan cümle olabilir. Broadway'da hayatın sahnenin önüne oturup izlediğimiz gibi basit olmadığının çarpıcı bir vurgusunun yanında, filmde modern dünyanın "sanata nasıl ilgi duyduğunun" güzel bir eleştirisi yapılmaktadır: Amerikan halkının sansasyonlara prim vermesi veya klasik anlayışta ısrar edenlerin sosyal medya ve teknolojiye yavaş yavaş yenilmesi tespit ettiğim örnekler arasında.

Ara sıra Riggan'ın iç dünyasına ve kişisel hesaplaşmalarına şahit oluyoruz; kendini kanıtlama çabasının arkasında ona ün kazandıran Birdman ile yaşadığı dialoglar görsel anlamda iyi sahneler ortaya çıkarıyor. Gerkle hayal iç içe geçse de, gerçeklerden kaçmanın en iyi yolu "hayal"dir diyerek, Riggan'a hak veriyor olmamız gerekir.

Filmde Riggan Thomson rolünde Michael Keaton'u görüyoruz. Kendisine yukarıda bahsettiğimiz gibi Naomi Watts, Edward Norton, Emma Stone, Andrea Riseborough, Zach Galifianakis ve Lindsay Duncan eşlik ediyor. Filmin yönetmenliğini "21 Gram" ve "Babil" filmleriyle tanıdığımız Alejandro Gonzales Inarritu yapıyor. Pek çok olumlu eleştiri alan film, 2014 yapımı filmler arasında en beğenilen filmlerden olmuş, pek çok dalda ödüle aday gösterilmiştir (en iyi senaryo ödülünü almıştır). Ayrıca 87. Akademi Ödüllerinde en iyi film kategorisi de dahil olmak üzere ğpek çok alanda aday gösterilmiş olup, en iyi film, yönetmen, özgün senaryo ve sinematografi ödüllerini kazanmıştır. Filmin bu kadar ödül kazanması hem dikkatleri hem de acımasız eleştirileri üzerine çekse de, daha kötü filmler de aynı ödülleri almıştı diyerek susmayı tercih ediyorum. Bu arada kara mizahın güzel bir temsilcisi olarak film izlenmeyi hak ediyor kanaatimce.

"Popülarite, prestijin kıçı kırık kuzenidir arkadaşım."

24 Şubat 2014 Pazartesi

Yasak Aşk (Two Mothers) - 2013

FilmEkiminden bu yana merak ettiğim filmler arasındaydı bu film. Aslında ne bekliyordum, onu bilmiyorum, sadece ilginç buldum. Yine de söylemek isterim ki olağanüstü bir film değil. Aslında filme olan ilgimin öncelikli sebebi oyuncuları: Naomi Watts (Lil) ve Robin Wright (Roz). Filmde çocukluktan bu yana tanışan bu iki güzel ama olgun hatun Avustralya'nın deniza nazır bir kasabasında yaşamaktadırlar ve sürekli görüşen çok yakın iki arkadaştırlar. "Teenage" (gençlik) çağınınn sonlarında iki genç çocukları vardır: Tom ve Ian. Tabi tahmin edeceğiniz üzere bu çocuklar ile anneler (çaprazlayın sadece) arasında bir yakınlaşma olur (tuhaf bir fantezi). Hikaye Doris Lessing'in "Büyükanneler" ("The Grandmothers") adlı kitabından sinemaya uyarlanmış ki Doris Hanım da olgun bir hanım olduğu için belki de kendi fantezilerini kaleme almıştır, kim bilir! Roman da nasıl anlatıldı bilmiyorum ama, filmi izleyen biri olarak rahatlıkta Christopher Hampton'un senaryo işinde iyi olduğunu söyleyebilirim. Yalnızca bazı sahnelerin uzatılması gereksizdi kanaatimce ki bu da daha başka kişilerin sorunu. Yine de bazı noktalarda güzel bir kadın hikayesi. Tabi nereden baktığınıza göre değişse de, "ahlaksız kadınlar"ın hikayesi (Kadının ‘seçme ve seçilme’ özgürlüğünün sınırları konusunda ‘köşeli’ düşünenlerin filmde anlatılanlardan rahatsız olacakları kesin.)

Benim bir eleştirim var: Burada yasak olandan ziyade olağanın dışında bir aşk ilişkisi var. Nihayetinde iki hatun da -olgun da olsalar- evli değiller ve hayatlarında kimse yok (birisi sonradan bekar olsa da). Yalnızca genç bir erkeğin olgun bir bayana cinsel amaçlı yaklaşması söz konusu. Ancak başlangıçta cinsel dürtülerle harekete geçen yakınlaşma (ki bu çok normal, bu çocuklar başka bir kadın olarak yalnızca diğer anneyi görüyor yakınlarda başka bir yaşayan yok, neredeyse toplumdan uzaklar) zamanla duyguların da işin içine girmesiyle bir "sevda"ya dönüşüyor. Kadının her yaşta aynı kadın olduğunu buradan anlıyoruz!

Filmin yönetmeni "Coco Before Chanel" filminin başarılı yönetmeni Anne Fontaine ve oyuncuları "The Princess Bride", "Forrest Gump", "Beyaz Zakkum" ve "Ejderha Dövmeli Kız" da oynayan Robin Wright ve "Tehlikeli Güzellik", "Halka", "21 Gram" ve "Diana" filminin Leydi Diana'sı Naomi Watts. Tom ile Ian'ı henüz tanımıyorum :).

Film hakkında pek çok şey söylendi ama en maktıklı yorum bunun bir Oedipus vakası olması (tam bir Oedipus, anne gibi yanında olan ancak annen olmayan bir kadınla sevişmek): “Yasak Aşk”ı, tersten okunan bir ‘oedipus vakası’ olarak görmek de mümkün. Gözlerinin önünde büyüyüp olgunlaşan ve birer ‘harika’ya dönüşen oğullarına karşı kaçınılmaz biçimde ‘hayranlık’ duyan annelerin, kocalarını bertaraf ederek (içlerinden birinin kocası ölmüştür) oğullarına kucak açmaları temeline dayanan bir yapı söz konusu hikâyede. Birer ‘tanrı heykeli’ gibi önlerinde büyüyen oğullara karşı tepkisiz kalamıyor buradaki anneler ve bu durumu bir adım öteye taşımakta sakınca görmüyorlar. Dörtlünün önceleri ‘temkinli’ olduklarını, daha sonraysa yaşadıkları ‘olağanüstü’ bir şey değilmiş gibi rahatladıklarını da belirtmek gerek, ki en doğrusu da bu sanki!